Bu raporda İran’ın devlet yapısından toplumsal dokusuna, silahlanma arayışından rejimini yayma çabalarına, nükleer güce ulaşma çalışmalarından içe dönüklülüğü koruma zorlamalarına kadar pek çok konuda hazırlanmış raporlara dayalı bilgiler yer alıyor. Tabii kapalı bir rejimden ne kadar bilgi sızarsa!
ÖNSÖZ
Derin dondurucudan bir paketi çıkardığınızda içinde ne olduğunu kokusundan anlayamazsınız. Buz gibi donmuştur. Kapalı olduğu için paketin dışarıdan görünüşü de fazla ipucu vermez.
Zamanla buzlar çözülür, usul usul işin kokusu çıkmaya başlar. Eğer o paket herkesin ulaşmayı istediği bir gıda maddesi ya da benzer bir şeyse, sahiplik tartışması da beraberinde gelir.
Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte başlayan süreç böyle bir benzetmeyi de akla getiriyor. Aralık 1991'de Sovyetler Birliği çöktüğünde, yakın geleceği net sözcüklerle ifade edebilen kimse yoktu. Herkesin belli öngörüleri vardı ama, gidişin yerküreyi nereye sürükleyeceğini tahmin etmek zordu. .
2000'li yıllar bu süreci usul usul netleştirdi. ABD'de yönetime gelen yeni muhafazakârlar, Amerika'nın dünyadaki tüm varlığını muhafaza etmek istedikleri gibi daha fazlasını da istiyorlardı. Zaten XXI. yüzyıla da kendilerince şu adı takmışlardı: Yeni Amerikan yüzyılı!
İngiltere'nin muhteşem XIX. yüzyılını onlar yaşamak istiyordu. Bunun için dünyanın tüm kritik bölgelerinde Amerikan yanlısı yönetimlerin iktidara gelmesi ya da getirilmesi gerekiyordu. Bu konuda direnen olursa, başına demokrasi sopası vurulacak ve haddi bildirilecekti. Bush'un dünyayı demokrasi sözcüğü etrafında biçimlendirmek için başlattığı kanlı-heyecanlı operasyonların nereye kadar uzanacağını kestirmek kolay değil. Ancak şunu söylemek olası:
Gücünün yettiği yere kadar!
Gücü nereye kadar yeter?
Irak'ta yaşananlar bunun somut göstergesi.
Başta da vurguladığımız gibi, Soğuk Savaş sonrasında dünyanın tek karar merkezinin Washington olması için planlar yapan ABD, Irak'tan sonra gözünü İran'a dikmiş durumda. 2000'li yılların başından beri ABD'nin yöneticileri "şer ekseni" deyip ardından üç ülke adı sıralıyorlar: İran, Irak, Kuzey Kore...
Irak, ABD'nin yönetiminde şer ekseninden usul usul mahşer eksenine doğru kayarken, İran için de, sürekli ters çevrilip düzeltilen kum saati çalıştırılıyor. İran'ın nükleer programıyla ilgili tartışmalar küresel aktörlerin ortak konularının başında geliyor. 1970'li yıllarda Şah döneminde ABD'nin yardımıyla nükleer teknolojiyle tanışan İran, Humeyni rejiminin ilk yıllarında bu teknolojiye dayalı silah yapımının insanlık aleyhine olduğu görüşünü benimsedi. İran-Irak savaşı, Humeyni ve ardıllarını yeniden nükleer teknolojiye yöneltti. 2002 yılında, bir başka deyişle 11 Eylül'den kısa bir süre sonra, İran'ın nükleer silah yapımını da içeren nükleer çalışmalar içinde olduğu ve bunu gizlediği iddiası ortaya atıldı.
İddia o günden beri güncelliğini koruyor.
ABD, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) gereği, İran'ın bu adımları atamayacağını iddia ediyor. İran, nükleer teknolojinin herkesin hakkı olduğu söylüyor. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) da, merkezi olan Viyana ile Tahran arasında, iki ileri iki geri, sürekli hareket halinde!
UAEK'in Şubat 2006 başında, nükleer programıyla ilgili soru işaretlerini gidermede yardımcı olmadığı gerekçesiyle İran'ı BM Güvenlik Konseyi'ne sevk etmesi, yeni bir süreci daha başlattı.
Dünya İran'ı kendi penceresinden tartışırken, hemen dibindeki Türkiye ne yapacak?
Hani Anadolu'da bir deyim vardır: Dert bir olaydı, ağlaması kolaydı!
Türkiye'nin İran'la ilişkilerinde 1980'li yıllardan itibaren pek çok iniş-çıkış yaşandı. İran'ın rejim ihracı girişimleri... Dinsel motifli terör örgütlerinin İran kentlerinde eğitim gördüklerini yargı ifadelerinde dile getirmeleri... Terör örgütü PKK militanlarının sıkıştıkça İran sınırını geçip bu ülkedeki kamplarda barınmaları...
İşte, Ankara'nın başlıca baş ağrıları...
Bütün bunların üstüne bir de İran'ın nükleer tehdit oluşturup oluşturmadığı tartışması eklendi. Bu konuda Ankara'nın resmi değerlendirmesi şu: Kim olursa olsun, komşularımızın nükleer silaha sahip olması bizim için tehdittir!
Ankara, bu görüşü benimserken, ABD'nin her dediğine evet diyen, bölgede ABD jandarmalığını üstlenen bir konumda da olmak istemiyor.
İran, Türkiye'nin tutumunu dikkatle izliyor. Tahran, Ankara'nın en azından ABD'nin yanında olmaması için çaba harcıyor. İran'ın nükleer teknolojiye ilişkin görüşü de şöyle: Bu teknoloji hiçbir ülkenin tekelinde değildir. Biz de bu teknolojiyi edinmek istiyoruz. Amacımız nükleer silah yapmak değil, barışçıl amaçlı olarak bu teknolojiyi kullanmak.
Aslında kitabın kısa bir özetini yapmış olduk!
Yukarıda özetlediğimiz konuların ayrıntıları içeride...
Kitaba İran Raporu adını vermemizin nedeni şu: Kitap, İran'la ilgili olarak hazırlanmış onlarca raporun damıtılmış hali. Ankara'da gazetecilik yapanların başlıca haber pınarlarından biri bu ve benzeri raporlardır. Kimi zaman raporu hazırlayanlarla da görüşülür ve hem rapordan hem kaynağından bilgi aktarılır. Kimi zaman da raporu hazırlayanlar öne çıkmaz, gazeteci onların kamuoyuna aktarımını üstlenir. Bu kitap ikinci şıkka giriyor. Elinizde tuttuğunuz kitap bu anlamda t-onlarca kişinin ürünü.
Yer yer İran'la ilgili güncel gelişmeler ile sözünü ettiğim raporları harmanladım, kimi bölümlerde de raporların özetini aynen aktardım.
İran'da rejimin ana unsurları neler?
Humeyni rejimi nasıl bir iç düzen kurdu?
Din, devletin neresinde?
İran'ın rejim ihracı hangi gerekçelere dayanıyor?
İran silahlı kuvvetlerinin gücü ne?
İran coğrafyası nasıl bir saldırı-savunma hattı oluşturuyor?
Türkiye'nin İran'a bakışı ne?
İran'ın nükleer yolculuğu hangi duraklardan geçiyor, nereye varacak?
Kitapta bu soruların yanıtını bulacaksınız. Kimi bölümlerde tekrar edilmiş bilgilerle karşılaşacaksınız. Bunun nedeni, her konunun kendi içindeki anlatım bütünlüğünü bozmamak.
İran, çok köklü devlet geleneği olan bir ülke. Tarih sahnesinin pek çok perdesinde yer aldı. XXI. yüzyılda İran'ın savaştan çok barışla anılması, komşusu olarak Türkiye'yi de olumlu etkileyecek. Bütün dileğimizi de bu.
Mustafa Balbay
Mart 2006
MUSTAFA BALBAY
İRAN RAPORU
Bu raporda İran’ın devlet yapısından toplumsal dokusuna, silahlanma arayışından rejimini yayma çabalarına, nükleer güce ulaşma çalışmalarından içe dönüklülüğü koruma zorlamalarına kadar pek çok konuda hazırlanmış raporlara dayalı bilgiler yer alıyor. Tabii kapalı bir rejimden ne kadar bilgi sızarsa!
ABD’nin bu ülkeyi hedef olarak seçmesi ister istemez İran’la ilgili her raporu, bilgiyi önemli kılıyor. Kitapta bu bağlamda pek çok bilgi ve buna dayalı yorum var ama önyargı yok.