| |
|
|
Ek Bilgiler:
Kategori: Gezi
Baskı: 2. baskı
Sayfa: 312
ISBN: 975-6747-83-8
|
|
|
|
(Alışverişiniz güvence altında)
|
|
Şili'nin başkenti Santiago'da duvarda bir harita:
Ortada ABD, yukarıdan aşağı daralıp genişleyerek iniyor. Sağda Avrupa, solda Asya...
İlk görüş refleksiyle sordum:
- Kardeşim bu harita böyle değildi. "Nasıldı?"
- Yani Amerika solda, Avrupa ortada... Yanıt çok hoştu:
"Dünya yuvarlak değil mi? Avrupalılar kendilerini ortada gösterecek biçimde düzleştirmiş, biz de böyle yaptık. Bize göre dünyanın ortasında Amerika kıtası var."
İÇİNDEKİLER
- ÖNSÖZ
- KRISTOF KOLOMB
- BREZİLYA
- AMAZONLAR: DÜNYAMIZIN AKCİĞERİ
- 'HER YER İNSAN KOKUSUYLA DOLDUĞU GÜN'
- DÜNYAYI BEKLEYEN TEHLİKE: KÜRE-SELLEŞME!
- RIO'YA YALNIZ GİRİLMEZ
- BAŞTAN BAŞA BREZİLYA
- EDUARDO GALEANO'DAN PARADOKSLAR
- ARJANTİN
- BUENOS AIRES YOLUNDA GECE YARISI EKSPRESİ
- ZENGİNLERİN VE FAKİRLERİN DİKTATÖRÜ
- ERMENİ LOKANTASINDA ADANA KEBAP
- KUYRUKLU ENFLASYON
- TANGO VE 'BOCALAMA
- ŞİLİ
- ALLENDE'NİN SESİYLE ÇINLAYAN SOKAKLAR
- EL TURCO DAVVUT'LA AİLE EVİNDE
- ŞİLİ'DE KADINLAR
- NERUDA'NIN EVİNDE
- ŞİLİ DARBESİNDEKİ ZİNCİR: KISSINGER
- TÜFEK, ÇELİK VE MİKROP
- MEKSİKA
- SONSUZ BAHAR ÜLKESİ: MEXICO CITY
- MEXICO CITY'DE BİR DOST EVİNDE
- ZOCALO ALANININ DİLİ OLSA!
- DAĞLAR ARASINDA YÜZEN BAHÇELER
- MEKSİKA'DA BİR KIRIMLI
- KEŞİF Mİ KATLİAM MI?
- GÜNEŞ VE AY PİRAMİTLERİNDE
- TROÇKİ'NİN MEZAR-EVİNDE
- FRIDA KAHLO: AŞK VE ACI!
- ZAPATA: TOPRAK VE ÖZGÜRLÜK
- ÇAPULTEPEK'TE TARİH YOLCULUĞU
- GUATEMALA
- BULUTLARIN ÜZERİNDE... OTOBÜSLE
- ANTİK GUATEMALA
- TERRERO... TERRERO...
- TOPRAK... TOPRAK
- BOLIVAR BOL VAR!
- NİKARAGUA
- MANAGUA'YA GİRME ÇİLESİ
- "BURADA BAŞKAN DOLARDIR"
- ABD'NİN ARKA BALKONLARI
- ÜÇ KONUŞMA: SANDINO 1927, ORTEGA 1984, CHAVEZ 2005
- ABD
- NEW ORLEANS'TA CAZ-IR CAZ-IR TARİH!
- ARIZONA'DA IŞIKLARIN DANSI
- KIZILDERİLİLERİN 'DOĞA'NAMELERİ:
- 'DOĞADAN UZAK KALANIN KALBİ SERTLEŞİR'
- MANHATTAN AĞLAR
ÖNSÖZ
Dünya haritasını nasıl bilirsiniz?
Bu da soru mu canım?.. Ortada Avrupa, altta kara Afrika, sağda Asya, solda da Amerika kıtası... Sağ uçta Japonya ve Yeni Zelanda haritaya güçlükle tutunmuş gibidir. Sol uçta da Alaska, Amerika kıtasına başını yaslamış, ayak uçları nerede bilinmez...
Siz öyle sanın...
Şili'nin başkenti Santiago'da duvarda bir harita:
Ortada ABD, yukarıdan aşağı daralıp genişleyerek iniyor. Sağda Avrupa, solda Asya...
İlk görüş refleksiyle sordum:
- Kardeşim bu harita böyle değildi. "Nasıldı?"
- Yani Amerika solda, Avrupa ortada... Yanıt çok hoştu:
"Dünya yuvarlak değil mi? Avrupalılar kendilerini ortada gösterecek biçimde düzleştirmiş, biz de böyle yaptık. Bize göre dünyanın ortasında Amerika kıtası var."
İşte gezerek öğrenmek böyle bir şey. Daha doğrusu yaşayarak ve görerek öğrenmek. İtiraf edeyim ki, bu haritayı görene dek dünya haritasının her yerde hep bizim kullandığımız gibi olduğunu sanırdım.
Ee dünya yuvarlaksa, neresinden istersen oradan düzleştir. Bir gün Kuzey ve Güney kutbunda devletler kurulursa, bakalım onlar nasıl bir dünya haritası yapacaklar!
İlk gezi kitabım Ülkelere Değil Savaşa Düşmanım, 1996 yılında yayımlanmıştı. Bu kitap verimli bir gövde oldu. Gövdeden çıkan dal sayısı Amerika ile birlikte üç oldu. O ilk kitaptaki 17 ülke değişik kıtalara aitti. Zamanla her kıtaya yeniden gittim. Böylece Afrika ayrıldı, başka bir kitap oldu. Çin, "ben başlı başına bir kıta sayılırım" dedi, tek başına başka bir kitap oldu. Amerika geri durur mu, Kuzey'i var, Orta'sı var, Güney'i var. Her birinin hem bugünü hem hâlâ büyük bölümü ortaya çıkarılmamış geçmişi var.
Amerika gezisi iki ana seferi kapsıyor. Birincisi 1989'da Brezilya, Arjantin, Şili. İkincisi 1995'te ABD, Meksika, Nikaragua ve Guatemala. Her iki gezide de bölge insanlarının kullandığı bütün ulaşım araçlarıyla tanıştım. Zaman zaman tehlikeli anlar oldu. Hele yola çıkmadan önce anlatılanları sormayın:
- Orta Amerika mı? Trende giderken kolunda kaliteli bir saat görseler, kolunu kesip alırlar...
- Rio de Janeiro'da yalnız dolaşacaksın ha... Orada günde 20 kişi gaspa dayalı cinayete kurban gidiyor. Yolun açık olsun. Gidişin olsun da, dönüşün de olsun...
Bütün bunları masalmış gibi dinledim desem, abartmış olmam. Kafaya koymuştum bir kez. Artık gideceğim yerlerin adı bile belli olmuştu:
- Bizim oralar...
Gezi tarihi yaklaştıkça, televizyondan hava durumuna bakarken "acaba" diyordum, "şimdi bizim oralarda havalar nasıl?"
Elbet dünyanın her bölgesi öyledir ama, Amerika kıtasına hangi meslekten insan gitse mutlaka kendisini ayrıca ilgilendiren bir şeyler bulur. Tarihi, doğası, insan yelpazesi öylesine geniş. Brezilya'da Amazonlardan başka bir şey görmedi gözüm. Tanrım, o ne büyük ırmak, o ne uçsuz bucaksız yeşillik. Boşuna dünyanın akciğeri dememişler. Gerçi yakında verem olma tehlikesi de var ama, yağmur orinanlarının içinde dolaşmak, kimi geceleri dağda geçirmek, hayal edilmesinden daha güzel anlardı... Suyla ağaçların iç içeliği doğanın sürekli sevişmesi gibi bir şeydi.
Arjantin'de daha çok yakın tarih çekti ayağımdan. Atmosferin üzerinde bir de tango tabakası vardı. Arjantin'de tango dinlemek, domatesin hormonsuzunu yemek gibi bir şeydi.
Şili'de de biraz yakın tarih biraz da Neruda vardı. Hani bir yere giderken bazen kiminle gittiğiniz ayrıca önemlidir.
Şili'de ve özellikle Meksika'da Neruda'yı hep içimde hissettim. Onun yazdıkları rehberim oldu.
Nikaragua gençlik yıllarımın Sandinolarıyla karşılasaydı beni keşke. Ama, zengin mi zengin bir doğanın ortasında fakir mi fakir insanlarıyla karşıladı.
Guatemala'da o sömürge dönemi yapıları ve Mayaların torunları. Evet evet, Mayaların torunları... Yüzleri, endamları, bakışları, tarihin içinden fışkırıp çıkmış gibiydi. Haritada bu iki ülkenin o incecik Orta Amerika kıvrımındaki yerine bakarken kendimi bir gökdelenin tepesinde gibi hissederim. Aman aşağıya dikkat. Bir tarafı Pasifik bir tarafı Atlas Okyanusu... Ama bu ülkeler için asıl okyanus kuzey, yani ABD!
Meksika... Ah Meksika... Sonsuz bahar ülkesi. En güzel dostlukları, en derin tarihi, en renkli insanları burada gördüm. İnsanların yüzü hani katman katman kazılmakta olan Efes, Troya antik kentleri gibiydi. İri, düz kafalı bir insan; Azteklerden olmalı... Uzunca boylu, tunç yüzlü bir kadın; anne İspanyol baba Aztek olmalı... Kapkara bir Meksikalı; köklerde Afrika da olmalı...
Dedim ya, tarihi katmanlar işte, kaz kaz araştır... Meksika'da Frida Kahlo'nun, Troçki'nin evleri, müzeleri, Zocalo Alanı, hele Soçemilko yüzen bahçeler... Tadı damağımda...
ABD'yi bir başka türlü dolaştım. Daha doğrusu, tüm Orta ve Güney Amerika'yı dolaşırken aklımın bir yerinde hep ABD'nin 19. ve 20. yüzyıllarda yaptıkları vardı. Zaten bu kitaba bir ölçüde güncellik
katan da bu oldu. 21. yüzyılın ilk yıllarını yaşadığımız şu günlerde ABD'nin dünyada yaptıklarına bakınca, bunları bir de geçmiş yüzyıllarda yaptıklarıyla karşılaştırınca şöyle bir tez uçuştu beynimde:
ABD, 19. ve 20. yüzyılda Orta-Güney Amerika'ya, içindeki Kızılderililere nasıl davrandıysa, 21. yüzyılda da tüm dünyaya öyle davranmak istiyor.
Bir başka deyimle, nasıl geçmiş yüzyılda Orta-Güney Amerika'yı arka bahçesi hatta arka balkonu haline getirmişse, şimdi tüm dünyayı kendileştirmek istiyor.
Bir örnek...
Kitabı kaleme aldığım 2005 ortasında ABD'nin kendi toprakları dışındaki askeri gücü 400 bini geçiyordu. İşte genel rakamlar:
Irak'ta 150 bin
Almanya'da 72 bin
Japonya'da 40 bin
Güney Kore'de 38 bin
İtalya'da 12 bin
İngiltere'de 11 bin 500
Bosna'da 8 bin 500
Afganistan'da 7 bin 500
S. Arabistan'da 5 bin
Kuveyt'te 4 bin 500
***
Gezen insan aktaran insandır. Yaratmaz, yaratılmış olanı aktarır. Ayna tutar, ışık tutar, kapı açar. Bunu yaparken de iki gözü vardır:
1-Kendi gözlemleri, gördükleri.
2-Daha önce görmüş, araştırmış olanların yazdıkları.
Amerika gezisinde iki gözümü de açmaya çalıştım. Olabildiğince geniş kaynaklardan yararlanmayı amaçladım. İşin içine bir de, ABD'nin 19. yüzyıldan 21. yüzyıla yapıp ettikleri girince geçmiş dönemde yapılanları aktarmak ayrıca gerekliydi.
Arkadaş Yayınları'ndan, Türkçeye Meltem Özdemir'in çevirdiği, Richard Townsend'in Aztekler'i...
Everest Yayınları'ndan, Türkçeye Hülya Uğur Tanrıöver'in çevirdiği, Raund Jamis'in Frida Kahlo: Aşk ve Acı'sı...
Altın Kitaplar'dan, Ahmet Arpad'ın Türkçeye çevirdiği, Neruda'nın Yaşadığımı İtiraf Ediyorum'u...
İmge Yayınevi'nden, Türkçeye Ece Soydan'ın çevirdiği, T. McLuhan'ın Yeryüzüne Dokun'u...
Everest Yayınları'ndan, Türkçeye Mehmet Harmancı'nın çevirdiği Kissinger'in Yargılanması...
E Yayınları'ndan Ord. Prof. Dr. Reha Oğuz Türkkan'ın Kızılderililer ve Türkler'i...
Hürriyet Vakfı Yayınları'ndan, Türkçeye Tahsin Yücel'in çevirdiği, Claude Levi-Strauss'un Yaban Düşünce'si...
Süreç Yayınları'ndan, Nur Dolay'ın Latin Amerika Başkaldırıyor'u...
İthaki Yayınları'ndan, Masis Kürkçügil'in derlediği Latin Amerika'nın Kaynayan Damarları...
Sosyalist Yayınları'ndan, Tektaş Ağaoğlu'nun Türkçeye çevirdiği Robert Millon'un Zapata Meksika'da Köylü Devrimi...
TÜBİTAK Yayınları'ndan Ülker Ince'nin Türkçeye çevirdiği, Jared Daimond'un Tüfek, Mikrop ve Çelik'i...
Yararlandığım kitaplar arasındaydı.
En çok yararlandığım, altını üstünü çize çize okuduğum kitapsa Mehmet Necati Kutlu'nun Tılsımdan İnanca Başlangıcından XVII. Yüzyıla Kadar Latin Amerikan Edebiyatı idi. Kutlu ile hem kitabı hem de bölgeye ilişkin gözlemleri üzerine uzun bir sohbetimiz oldu. Babası Dışişleri mensubu olan Kutlu'nun çocukluğu Şili'de, Venezüella'da geçmiş. Şili'de Ailende, ABD destekli kanlı bir darbe ile devrilirken 5 yaşındaymış.
Duvarlardaki kurşun izleri, beynine kazınmış ve o günler yaşamının tüm dilimine yön vermiş. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nin İspanyol Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirmiş. Sonra da aynı bölümde öğretim üyesi olmuş.
Ben kitaba son şeklini verirken onun kafasında hâlâ bir dizi Latin Amerika üzerine çalışma taslağı vardı.
Sürekli elimin altındaki başlıca kaynak ise gezi günlüklerimdi. Gezi kitaplarıma kendimce gezi ile incelemeyi birleştirip gezinceleme adını koydum. Gezinceleme sözcüğünü bilgisayarıma aktarırken hemen altına kırmızı bir çizgi çizdi. Bana; arkadaş, Türkçede böyle bir sözcük yok, diyordu. Yok ama, belki bir tür olarak doğar diye düşünüyorum.
Salt gezmek, bakmak...
İncelemek, görmek...
Ee bakmakla görmeyi birleştirmek gerekmez mi?
Ben birleştirmeye çalıştım. Siz de okuyarak, kitaptaki bilgi ve gözlemlere kendi yorum ve düşüncelerinizi katarak iyice yapıştırın!
Mustafa Balbay
2005 Ankara
MUSTAFA BALBAY
TARİHİN ARKA ODASI AMERİKA
Brezilya’da Amazonlardan başka bir şey görmedi gözüm.
O ne büyük ırmak, o ne uçsuz bucaksız yeşillik, boşuna dünyanın akciğeri dememişler. Gerçi yakında verem olma tehlikesi de var ama, yağmur ormanlarının içinde dolaşmak, kimi geceleri dağda geçirmek, hayal edilmesinden daha güzeldi…
Arjantin’de daha çok yakın tarih çekti ayağımda. Atmosferin üzerinde bir de tango tabakası vardı. Arjantin’de tango dinlemek, domatesin hormonsuzunu yemek gibi bir şeydi.
Şili’de de biraz yakın tarih biraz da Neruda vardı. Neruda’nın evinde Türkçe’nin “Nazım Hikmet’in dili” olarak bilinmesi ne güzeldi.
Nikaragua, gençlik yıllarımızın sandinolarıyla kucaklasaydı beni keşke.
Ama, zengin mi zengin bir doğanın ortasında fakir mi fakir insanlarıyla karşıladı.
Guatemala’da sömürge dönemi yapıları ve Mayaların torunları vardı.
İnsanların yüzü topraktan ‘Maya’lanmış: el, ayak, baş olmuştu. Öylesine yerel duruyorlardı.
Meksika… Ah Meksika…Sonsuz bahar ülkesi. En güzel dostlukları, en derin tarihi, en renkli insanları burada gördüm. Kahlo’nun tablo-evi, Troçki’nin mezar-evi, Zapata’nın treni hala yaşıyor gibiydi.
ABD’yi bir başka türlü dolaştım. Tüm Orta ve Güney Amerika’yı arşınlarken aklımın bir yerinde hep ABD’nin 19. ve 20. yüzyıllarda yaptıkları vardı. Zaten bu kitabı bir ölçüde güncellik katan da bu oldu. 21. yüzyıl başında ABD’nin dünyada yaptıklarına bakınca, bunları bir de geçmiş yüzyıllarda yaptıklarıyla karşılaştırınca, şöyle bir tez uçuştu beynimde; ABD, 19. ve 20. yüzyılda Orta-Güney Amerika’ya nasıl davrandıysa, 21. yüzyılda da tüm dünyaya öyle davranmak istiyor.
Bir başka deyişle, nasıl geçmiş yüzyılda Orta-Güney Amerika’yı arka bahçesi hatta arka balkonu haline getirmişse, şimdi tüm dünyayı kendileştirmek istiyor.
Benimki, canı tez bir gazetecinin gezi ve inceleme sonucu vardığı bir tez.
Senteze siz ulaşın.
MUSTAFA BALBAY
|
|
HEYECAN YAŞLANMAZ
Mustafa Balbay
|

Kimileri gerçekten böyle bir kaygı duydukları için, kimileri de niyet beyanından olsa gerek, arada bir şu soruyla karşılaşırım:
Detaylı Bilgi |
15.00 9.75
|
|
DEVLET VE İSLAM
Mustafa Balbay
|

Bu kitabın omurgasını devlet organlarının hazırladığı konuya ilişkin raporlar, brifingler, inceleme ve araştırmalar oluşturuyor. Toplamı bin sayfayı ...
Detaylı Bilgi |
15.00 9.75
|
|
|
| Çanakkale'den Avustralya'ya ANZAK TÜRKLERİ |  | | Avustralyalılar 1915’te binlerce kilometre öteden gelip Çanakkale Boğazı’na arkadan dolanmaya girişmiş ya... Yıllar sonra T&u... Detaylı Bilgi | 9.75/ YTL | |
|
|  | | HEY İSTANBUL-2 Gezdim Gördüm Yazdım |  | | Deniz Som, yine İstanbul sokaklarında avare duygularla dolaşıyor. Sel gibi geçip giden kalabalıklara aldırmadan durup ahşabın şekline, taşın kı... Detaylı Bilgi | 9.75/ YTL | |
|
|
HEY İSTANBUL-2 Gezdim Gördüm Yazdım Deniz Som |  | | Deniz Som, yine İstanbul sokaklarında avare duygularla dolaşıyor. Sel gibi geçip giden kalabalıklara aldırmadan durup ahşabın şekline, taşın kı... Detaylı Bilgi | 9.75/ YTL | |
|
|  | Çanakkale'den Avustralya'ya ANZAK TÜRKLERİ Mustafa Balbay |  | | Avustralyalılar 1915’te binlerce kilometre öteden gelip Çanakkale Boğazı’na arkadan dolanmaya girişmiş ya... Yıllar sonra T&u... Detaylı Bilgi | 9.75/ YTL | |
|
|
AFRİKA'NIN UÇLARINDA Mustafa Balbay |  | Fas’a giderken, Afrika’nın İspanya’dan başladığını gördüm. Sevilla’da flamenko müziğinin tadıyla kendime sesle... Detaylı Bilgi | 17.00/11.05 | |
|
|  | ORTA(DAKİ) ASYA ÜLKELERİ Mustafa Balbay |  | Geleneklerin kalıcılığı... Geleceğin parlaklığı ve belirsizliği... Türk dillerinin zenginliği... İnsan ilişkilerinin sıcaklığı... Hazar Denizi'ni... Detaylı Bilgi | 17.00/11.05 | |
|
|
| | Yazar Hakkında | | | Mustafa Balbay |
|
| |