"Necati Cumalý, tiyatro türündeki çalýþmalarýyla da büyük baþarý saðladý; oyunlarý en çok sahnelenen yazarlarýmýzdan biri oldu. Sanatçý onlarda da, kasaba gözlemlerinden, önemli saydýðý olaylardan, özellikle kadýný ezen Anadolu törelerinden yararlanmýþtýr. "Oyunlar" baþlýðý altýnda cilt cilt toplayacaðý bu eserler arasýnda, haklý bir beðeni ile izlenmiþ ve alkýþlanmýþ olanlardan ilk akla gelenleri zikredelim: Mine, Boþ Beþik, Susuz Yaz, Nalýnlar, Derya Gülü, Dün Neredeydiniz, Vur Emri, Yürüyen Geceyi Dinle..."
Server Tanilli
NECATÝ CUMALI ÜSTÜNE
Server Tanilli
Þair, öykücü, romancý, oyun yazarý, denemeci.
Ciddi hangi ansiklopediyi açsanýz, Necati Cumalý'ya ayrýlmýþ sütunun ilk satýrýnda bu nitelemeleri göreceksiniz; ve sütunun altýnda da, uzun bir eser listesini. Edebî serüvenine þiirle baþlayan sanatçýmýz, edebiyatýn hemen her türünde kalem oynatmakla kalmamýþ, hepsinde de ayný baþarý düzeyini tutturmuþtur; bir özelliði de verimliliði: 20. yüzyýlýn ikinci yarýsýnda, en bereketli birkaç yazarýmýzdan biri oldu Cumalý.
Her dalda yaratýcý olmak, bir yerde, onun bilinçli bir seçimine dayanýr. 15 Aralýk 1974 tarihli Cumhuriyet'te Kemal Özer'le yaptýðý bir söyleþide þöyle diyordu: "Þiirin, romanýn, tiyatronun öðeleri ayrý ayrý. Roman ve küçük hikâyenin yapýsý genel olarak düþünceye dayanýr. Þiirse bir kelime sanatýdýr daha çok. Þiirde duygu ve düþünce varsa ancak þiir olarak söylendiði ölçüde vardýr. Devamlýþiir yazmanýn bir þair için kaçýnýlmaz sonucu kendini tekrarlamaktýr. Kendini tekrarlamaktan kaçmanýn yolunu edebiyatýn çeþitli türlerinde eser vermekte görüyorum".
Soranlara, kimi yabancý büyük yazarlarýörnek gösterir: Hugo'yu, Puþkin'i, Musset'yi, Goethe'yi...
Ancak, ayrýntýlara girmeden önce, sanatçýmýzý yetiþtiren ortama iliþkin birkaçþey söylemeli.
Necati Cumalý, Yunanistan'da Florina'da doðdu (1921). II. Murat'ýn uçbeyi olarak Makedonya'ya yerleþtirdiði atalardan geliyor. Kurtuluþ Savaþý sonrasýnda Türkiye'ye göçülür ve Ýzmir'in ilçesi Urla'da yerleþtirilir aile. Cumalý'nýn çocukluðundan baþlayarak temel duygusal ve fikri birikimi, insanlarla iliþkileri iþte bu kasabada ete-kemiðe bürünür. Daha da genel bir söyleyiþle doðayý, toplumu ve insaný orada tanýyacaktýr.
Kemal Özer'le yaptýðý konuþmasýnda, çocukluðunun geçtiði ortamý anlatýrken söyledikleri önemlidir: "Çocukluðum üç ayrý ortam içinde geçti. Babaevi, küçük toprak sahibi bir ailenin eviydi. Kuran'dan baþka kitap bulunmayan ve toplumsal durumuna uygun sözlü bir kültürü sürdüren bu aile içinde manzum halk masallarý dinleyerek büyüdüm. Bunun yaný sýra, tatilleri yanýnda geçirdiðim okumuþ bir dayým vardý. 1914'de sosyalizme baðlanmýþ, uyanýk bir aydýndý. Ýlk kitaplarý onun evinde gördüm... Bu arada da, annemin Urla'da bir çiftlikte yaþayan akrabalarý yanýnda geçirdiðim tatillerin beni kýr yaþamýna yaklaþtýrdýðýný söyleyebilirim. Bu üç ev arasýnda büyüdüm. Bu üç evin çizgilerinin birleþtiði bir kiþiliðim oldu sanýyorum. Bunlar Kurtuluþ Savaþý'na katýlmýþülkücü insanlardý. En büyük övünçleri göðüslerinde taþýdýklarýÝstiklâl Madalyalarý idi. Kuþaðýn çoðu gençleri gibi, ben de halkçý, devrimci, laik ve toplumcu inançla yetiþtim. Sonunu biliyorsunuz. Yavaþ yavaþ dirilen irtica ve Ýkinci Dünya Savaþý'nýn karaborsacýlarý siyasi bir güç olarak kuþaðýmýn karþýsýna dikildiler..."
Sanatçýmýz, edebiyat dünyasýna adýmýný attýðýnda, savaþ yýllarýdýr; iki ateþ arasýndadýr Türkiye ve derin ekonomik ve sosyal sorunlar içindedir. Düþünceye yasaklar vardýr; öyle de olsa yeni bir edebiyat doðmaktadýr. Necati Cumalý, iþte böyle bir ortamda boy gösterecektir.
Ve þiirin kapýsýndan girecektir edebiyat dünyasýna.
O yýllarýn aðýr basan iki eðilimi, "Garip" akýmý ile "1940 kuþaðý "nýn gerçekliðe daha da soldan bakan tavrýdýr. Garipçi'lerin ölçüden- uyaktan kaçan, þairaneliðe sýrt çeviren, yalýn söyleyiþi ve sýradan insaný esas alan anlayýþýný pek doðal bulur Cumalý. Ne var ki, þiirini, her iki eðilimin etkilerinden arýndýrarak kurmaya çalýþan þair, gitgide kendi sesini bulur.
Bu serüvenin menzillerini Þükran Kurdakul, Þairler ve YazarlarSözlüðü'nde þöyle özetliyor: "Cumalý, ilk gençlik þiirlerini birleþtiren Kýzýlçullu Yolu'nda (1943) bir duyu þairi olarak gözüktü. Doðayý ve yaþamý bir türkü hafifliði içinde yansýtan bu þiirlerinden sonra, içten söyleyiþi, dil ve anlatým ustalýðýný yitirmeden toplumsal temalara yöneldi. Yaþar Kemal'in deyiþiyle 'yaþlanmaz þair çocuk' kalarak dünyaya ve insanlara hep iyimser gözlerle baktý. Yazýldýðý yýllarýn beðeni sýnýrlarý içinde kalmayan ince duygularla ve küçük insanlarýn yaþamlarýndaki bilinen gerçeklerden ayrýlmayan aþk þiirleri yazdý. 1960'dan sonra toplumsal gerçekleri özümsemek isteyen þiirlerinden kimilerinde eski baþarýçizgisini yitirmedi".
Yalýnlýk, açýk bir duyarlýk ve lirizm: Cumalý'nýn þiirine egemen olan, baþta bunlar.
Bu þiirsel dil, nesrine de yansýmýþtýr.
Dildeki geliþmeyi ise, adým adým izleyip eserlerine yansýtan bir sanatçý oldu.
Þairin ve þiirin gücüne de inanmýþtýr. Bir yerde, "Þairler, her þeyden önce sözcüleridir bir toplumun" der.
Þiirlerini topladýðý ve herbirinde tema zenginliði kadar ustalýða da ulaþtýðý, þiirde "kendisinden uzaklaþmadan kendisini yenilediði" kitaplarýndan ilk akla gelenleri sýralayalým: Harbe Gidenin Þarkýlarý (1945), Güzel Aydýnlýk (1951), Ýmbatla Gelen (1955), GüneþÇizgisi (1957), Ceylan Aðýdý (1974), Aç Güneþ (1980), Bozkýrda Bir Atlý (1982), Yarasýn Beyler (1982). Harbe Gidenin Þarklarý'ndaki özellikle Hürriyete Övgü adlýþiir, dünya edebiyatýnda özgürlüðe yazýlmýþ birkaçþiirden biridir.Þöyle baþlýyordu deðil mi?
Boþuna deðil dökülen kan
Hatýran daha aziz çýkacaktýr
Bu yýkým yýllarýndan
Yüzyýllardýr bu böyledir
Bütün kötülükler geçer
Yaþar iyi ve güzel olan
Necati Cumalý'nýn þiiri üstüne þu hatýrlatmayý tekrarlamak: "Sýradan insanýn þiiri"ni yazmýþtýr þairimiz. "Sýradan insanýn þiirini yazmam benim dünya görüþümün sonucudur" diyecektir bir konuþmasýnda.
"Bireysel”le "toplumsal"ýn bir sentezidir Cumalý'nýn þiiri.
Bir hatýrlatma da þu: Þiirimizde "Ýkinci Yeni" adýyla 1950'lerle baþlayýp geliþen eðilimin hep uzaðýnda durdu Cumalý. O eðilimin yaþamdan uzaklaþan, bütünlükten yoksun, konuþma dilini býrakýp þiir diline dönmek isteyen, nesre kaçan, kapalýlýktan ve anlamsýzdan hoþlanan tavrýna iltifat etmesi zaten beklenemezdi kendisinden.
1950'lerin ortalarýndan 1970'lere kadar þiir yayýmlamaya ara veren sanatçýmýz, öykü, roman ve tiyatro alanýnda ürün vermeye baþlar. Ýlk öykülerini topladýðý Yalnýz Kadýn'ý (1955), Sait Faik Armaðaný'ný da kazanan Deðiþik Gözle (1956) adlý eseri izler. Öykücülüðünün ikinci aþamasýný oluþturan gerçekçi çizgiye yöneliþinin ürünlerinde, taþra ve kýrsal yöre insanlarýnýn sorunlarýna eðilir. Romanlarýnda da bu temayý, özellikle Ege yöresi çerçevesinde iþler. Sonralarý Zeliþ adýyla yayýmlayacaðý Tütün Zamaný (1957), Yaðmurlarla Topraklar (1973), Acý Tütün (1974), Aþk da Gezer (1975), bu çizginin baþarýlý ürünleri olarak görülür. Günlük yaþamý, ekonomik güçlükleri, iþçileri, gezici kumpanyalarý, gençöðretmenleri, cinayet, töresellik, kan davasý, kýz kaçýrma gibi sorunlarýyla taþradýr sergilediði; taþra deyince de, en yakýndan tanýdýðý Urla ve dolaylarý. Ay Büyürken Uyuyamam'da (1969) topladýðýöykülerinde ise, kadýn-erkek Anadolu insanýn cinsel gerçekliðini ve sorunlarýný serecektir gözler önüne; "cinsel hakkýn varlýðýna inanan bir rahatlýkla"...
Aþk da Gezer'de (1975), roman olarak, ilk kez kente de geçer sanatçýmýz.
Necati Cumalý, son olarak, anasýndan babasýndan ve çevresinden dinlediði atalarýyla ilgili geçmiþin üzerine de eðilir romanýnda. 19. yüzyýlýn sonlarýnda yaygýnlaþan milliyetçilik akýmlarýnýn, yüzyýllarca bir arada kardeþçe yaþayan Makedonyalýlarý birbirine düþürüp kanlý-býçaklý ettiði bir ortamda, Makedonya halký arasýnda, her þeye karþýn süren eski dostluk, kardeþlik iliþkilerinin öykülerini, Makedonya 1900'de (1976) anlatacak, Balkan halklarý arasýndaki kardeþliðin türkülerini çaðýran P. Ýstrati, N. Kazancakis, Ý. Andriç, Y. Yovkov gibi Balkanlý yazarlarýn insancýl korosuna katýlacaktýr Cumalý. O kitabýn, sonraki yýllarda yazýlan ve ikinci cildi sayýlabilecek Viran Daðlar ise, ayný ortamda yazýlan bir "Makedonya destaný "dýr aslýnda ve tarihsel romanýn en güzel örneklerinden biridir edebiyatýmýzda.
Necati Cumalý, tiyatro türündeki çalýþmalarýyla da büyük baþarý saðladý; oyunlarý en çok sahnelenen yazarlarýmýzdan biri oldu. Sanatçý onlarda da, kasaba gözlemlerinden, önemli saydýðý olaylardan, özellikle kadýný ezen Anadolu törelerinden yararlanmýþtýr. "Oyunlar" baþlýðý altýnda cilt cilt toplayacaðý bu eserler arasýnda, haklý bir beðeni ile izlenmiþ ve alkýþlanmýþ olanlardan ilk akla gelenleri zikredelim: Mine, Boþ Beþik, Susuz Yaz, Nalýnlar, Derya Gülü, Dün Neredeydiniz, Vur Emri, Yürüyen Geceyi Dinle...
Cumalý'nýn bu öykü, roman ve oyunlarýndan bazýsý armaðanlar kazanýrken, sinemaya da uyarlandý. Susuz Yaz'ý bir sinema eseri olarak da kim unutabilir?
Yazarýmýzýn, Yeþil Bir At Sýrtýnda (1987) adýyla yayýmladýðý güncelerini; ve hepsi de ilgiyle izlenmiþ denemelerini, Niçin Aþk'ý (1971), Senin için Ey Demokrasi'yi (1976) ve son olarak Etiler Mektuplarý'ný (1982) eklemeliyiz listeye.
Ýþte, Cumalý'nýn edebi mirasýnýn bir dökümü!
Son olarak söylenecek olan nedir?
Necati Cumalý, 20. yüzyýl edebiyatýmýzýn daha da büyük bir çiçekleniþi, açýlýp serpilmeyi yaþadýðý ikinci yarýsýnda söyleyip yazdý. Þiirden baþlayarak, öyküde, romanda, oyun yazarlýðýnda ve denemede ayný güçle kalemini oynattý. Edebiyatýmýza, yine þiirden baþlayarak getirdiði, her þeyden önce bir tema zenginliðidir: Bir yanda bireyin yaþama sevinci ve hakký varsa; öte yanda toplumsal haksýzlýklar, çaðýmýz insanýnýn ezilmiþliði, onur savaþý, öfkeleri, baþkaldýrýsý, mutluluk arayýþý ve barýþ isteði vardýr. Dünyamýzý ve yaþamý biraz daha sevdirirken, "daha insanca bir dünya"yý da sezdirmiþtir.
Sanatýnýn aynasýnda toplum, sorunlarý ve özlemleriyle açýk-seçiktir. Baþta emekçiler ve kadýnlar olmak üzere, ezilenlerden yanadýr. Yandaþlýðýný da, hiçbir slogana baþvurmadan, sanatýn büyük gücüyle dile getirmiþtir. Olanca hünerle kullandýðý diliyle, edebiyatýmýzýn çaðdaþlaþmasýnda, yenileþmesinde, ilerlemesinde ve zenginleþmesinde rol oynamýþtýr. Bütün bunlar, anýsýönünde saygýyla eðileceðimiz nadir sanatçýlardan biri kýlýyor Necati Cumalý'yý.
Gelecekte de böyle anýlacak...
Strasbourg,
4 Ekim 2001