Fas’a giderken, Afrika’nın İspanya’dan başladığını gördüm. Sevilla’da flamenko müziğinin tadıyla kendime seslendim;
- Burası Sevilla… Yaşamı sev illa…
Her gezi kitabında olduğu gibi bunda da ad ararken pek çok seçeneği alt alta koydum. Gezdiğim yerler coğrafi olarak Afrika’nın uçlarıydı.
ÖNSÖZ
Geziye ilişkin en büyük hayallerimden biri, Afrika'nın dibinden doruğuna, doğusundan batısına, deyim yerindeyse sürüne sürüne yolculuk etmek... Yöre insanları ne yiyorsa onunla doymak, nasıl ve neyle yolculuk ediyorsa onunla seyahat etmek...
En büyük fakirliğim zaman beni böyle bir zenginlikten yoksun bıraktı. Bunun yerine Afrika'nın üç ucunu seçtim:
Güney Afrika, Mısır, Fas...
Güney Afrika ve Zimbabwe'de ırk ayrımının insanları nerelere sürüklediğini, zengin toprakların fakir kölelerinin lOOdeğişen kaderini gördüm. Gandhi'nin, Mandela'nın bu topraklardan rastlantı sonucu çıkmadığını anladım. Hint Okyanusu'yla Atlas Okyanusu'nun buluştuğu büyük burunda kendimi küçücük hissettim, içime dünyalar sığdı...
Mısır'da, tarihin derinliklerinden bugüne yansıyan ışıklar karşısında gözüm kamaştı. II. Ramses'in savaş sesleriyle uyandım, bugünkü insanların 5 bin yıl öncesinden daha fakir oluşuna yandım. Sadece tarihsel zenginlik övüncüyle bir yere varılamayacağını, asıl olanın bu zenginliği bilinçli biçimde bugüne taşımak ve çoğaltmak olduğunu anladım! İskenderiye Kitaplığı'nın anısı önünde eğilirken, İskenderiye Feneri'nin ışıklarını hissettim.
Türkçemizde bir deyim vardır:
Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak!
Dimyat, Nil'in Akdeniz'e dökülen kollarının arasında. Dimyat'a ulaşınca pirinç fiyatını sordum; bulgurdan ucuz!
Fas'a giderken, Afrika'nın İspanya'dan başladığını gördüm. Sevilla'da flamenko müziğinin tadıyla kendime seslendim:
- Burası Sevilla... Yaşamı sev illa...
Cebelitank'ı geçmek için denizden çok fırtınayı yarmak gerekiyor. İbn Batuta'nın memleketi Tanca'dan Casablanca'ya geçişim o ünlü filme adını veren kenti tanıma duygusundandı. Filmin çekildiği bara benzetilen salonda her gece film müziklerini piyanoda çalıp söyleyen esmer gencin Türkiye kökenli olacağı 40 yıl düşünsem aklıma gelmezdi.
Küçük yaşta Adana'dan Lübnan'a göçen piyanist Sıraç Korun'a, "Her akşam Casablanca filminin müziklerini çalmak hoş bir şey olsa gerek" deyince, tam Adana ağzıyla şu karşılığı vermez mi:
"He ya, gizdir gizdir ye..."
1990'lı yılların değişik dönemlerinde yaptığım bu üç gezinin Mısır ve Fas bölümü daha önce yayımlanan "Ülkelere Değil Savaşa Düşmanım" adlı gezi kitabımda kısmen yer aldı. Doğrusu o kitaptaki notlar, gezinin kaymağıydı. Sonra kaymağın altındaki süte baktım, hiç de fena değil. Onları da derleyip toplayıp, üstü kaymaklı yoğurt yaptım! Kimse yoğurdum ekşi demeyeceğine göre, gezi notlarıyla övünmesem de fena olmadığını söyleyebilirim.
Afrika'nın yakın-uzak tarihini de "gazeteci gözüyle inceleme" anlayışı içinde gezi notlarının içine koymadan edemedim. Böylece ortaya "gezi" ile "inceleme"nin birleşiminden doğan "gezinceleme" diyebileceğimiz bir kitap çıktı.
Tarihe Avrupa, Amerika kıtasının gözlüğüyle baktığımız için öteki kıtalar tarih babadan paylarını ya kıt ya yanlış alıyorlar. Şu kadarını aktarsak ne demek istediğimiz anlaşılır:
Avrupa'da Orta Çağ sona ererken, Afrika'da Avrupa-Amerika kökenli köle ticareti başladı!
Bir başka deyişle, Avrupa'nın zenginleşmesinin kökeninde yatanlardan biri de Afrika insanının köleleştirilip satılması. İlk kez Portekiz'in 1441 'de Lizbon'a getirdiği köleler Avrupalıların iştahını kabarttı. Batı'nın yaklaşık 150 milyon Afrikalıyı köleleştirdiği tahmin ediliyor.
Afrika kıtası bugün de dünya zenginliklerinden en az payı alan coğrafya. Birleşmiş Milletler'in her yıl yayımladığı "insani kalkınmışlık raporu" Afrika açısından iç karartıcı listelerle dolu. Şu kadarını aktaralım, dünyanın en fakir ülkeleri sıralamasında sondan 20 ülkenin tümü Afrika'da...
Önsözü rakamlara boğmayalım, ayrıntılar içeride...
Her gezi kitabında olduğu gibi bunda da ad ararken pek çok seçeneği alt alta koydum. Gezdiğim yerler coğrafi olarak Afrika'nın uçlarıydı. Gördüm ki, tarih olarak da toplumsal yaşam olarak da aynı durum geçerli.
Sözü uzatmayalım...
Afrika'nın uçlarına konup kıtanın içine girelim...
MUSTAFA BALBAY
NİSAN 2003
MUSTAFA BALBAY
AFRİKA’NIN UÇLARINDA
Geziye ilişkin en büyük hayallerimden biri, Afrika’nın dibinden doruğuna, doğusundan batısına, deyim yerindeyse sürüne sürüne yolculuk etmek… en büyük fakirliğim zaman, beni böyle bir zenginlikten yoksun bıraktı. Bunun yerine Afrika’nın üç ucunu seçtim; Güney Afrika, Mısır, Fas…
Güney Afrika ve Zimbabwe’de ırk ayrımının insanları nerelere sürüklediğini, zengin toprakların fakir kölelerinin zor değişen kaderini gördüm. Gandhi’nin, Mandela’nın bu topraklardan rastlantı sonucu çıkmadığını anladım.
Mısır’da, tarihin derinliklerinden bugüne yansıyan ışıklar karşısında gözüm kamaştı.
Fas’a giderken, Afrika’nın İspanya’dan başladığını gördüm. Sevilla’da flamenko müziğinin tadıyla kendime seslendim;
- Burası Sevilla… Yaşamı sev illa…
Her gezi kitabında olduğu gibi bunda da ad ararken pek çok seçeneği alt alta koydum. Gezdiğim yerler coğrafi olarak Afrika’nın uçlarıydı. Gördüm ki, tarih olarak da toplumsal yaşam olarak da aynı durum geçerli.
Sözü unutmayalım…
Afrika’nın uçlarına konup kıtanın içine girelim…
MUSTAFA BALBAY