Kağıttan pusulaya, ipekten çaya pek çok uygarlık ürünün de ilk kullanıcısı olan Çin, bugün de kendine özgü değişik bir yönetim-ekonomi modeliyle dünya sahnesinde. Çinliler, “Uygarlık gelini Çin’de doğdu, oradan Ön Asya’ya, sonra Avrupaya geçti. Ardından da ABD’ye ulaştı. Dünya yuvarlaksa şimdi Çin’e döndü” diyorlar.
ÖNSÖZ
Marco Polo'nun Geziler Kitabı'nı okurken, kendisine seslenmiştim: "Ben de buralara geleceğim..."
Aslında kitabı okuduğum dönemde, kafamda böyle bir gezi planı yoktu. Ama şu vardı:
Gezmek...
Bir bebek, nasıl bacakları biraz güçlenince hemen yürümek ister. Ben de gazeteciliğe başlayınca, ne olup bittiğini merak ettiğim tüm bölgeleri gezmek için çabaladım.
Çin gezisi de böyle bir gezme duygusunun ürünü.
1996'da gezip gördüğüm yerleri derleyip toparladım "Ülkelere Değil, Savaşa Düşmanım" adı altında kitaplaştırdım. İçinde Çin de vardı.
Kitabın baskısı bitti, yeni baskı gündeme geldi...
Gördüm ki, kitap coğrafyalara bölünebilir ve birkaç kitap doğurabilir. Zira, kitapta konu ettiğim 17 ülkeyle ilgili haberleri de güncel izlenmesi gereken konular arasında görüyordum. Kitabı taradım, birinci sıraya Çin'i aldım. Çin'e 1994'te yaptığım gezinin ardından bu ülkeyle ilgili gelişmeler de ister istemez gündemimdeydi.
Çin, dünya topraklarının yüzde 6.4'ünü, dünya nüfusunun da yüzde 22'sini oluşturuyor. Bir başka deyişle, yerküremizdeki yaklaşık her 5 kişiden biri Çinli. 1 milyar 300 milyon nüfuslu Çin'in sınırları dışında yaşanan Çinli sayısı da 60 milyonun üzerinde.
Bu durum Çin'in nüfusu...
Ya nüfuzu?
Çin, 21. yüzyılın son çeyreğinde bu yönüyle de ayrıca gündeme geldi. Soğuk savaş döneminde, ABD-Batı ile Sovyetler Birliği-Doğu arasındaki dengenin dışında başka bir 3. dünya arayışına giren Çin, 1978'de rota değiştirdi ve farklı bir model benimsedi. Yönetim biçiminin sosyalizm olduğunu ilan ediyordu ama, bunu güçlendirmek için
kapitalizmden yardım istiyordu. Sistemin tam adını da şöyle koyuyordu:
Sosyalist piyasa ekonomisi...
Bütün dünya Çin'deki bu deneyimin nasıl sonuçlanacağını merakla beklerken, 1980'lerden 2000'lere dek sürekli yüzde 10 dolayında büyüme göstermesi, şu görüşü öne çıkardı:
Çin, 2010'da dünyanın bir numaralı ekonomik gücü olacak.
Çin bunu nasıl başardı?
Sorunun yanıtını Çin gezim boyunca aradım. Üst düzey yöneticilerden sokaktaki yurttaşa kadar hemen her kesime sordum. Yanıtlar kitabın içinde!
Nüfuz devam ediyor...
Peki ya tarih?
Çin, dünyanın en eski yazılı kültüre sahip devleti olarak kabul ediliyor. Aynı topraklarda tam 4 bin yıllık yazılı tarihi var. Bunu irdelerken, sadece "yazılı" olmadığını, sözcüğün başındaki "y" harfinin de zaman zaman düştüğünü söyleyebiliriz.
Çin'in tarih-arşiv birikimi sadece ülkenin değil, Asya coğrafyasında Çin'le bağlantılı her ulusun tarihinin de gün ışığına çıkmasını sağlamış. Tabii, Çinlilerin gözlüğüyle!
Ya Türkler?
Coğrafyasal olarak baktığımızda, Çin bize çok uzak görünüyor. Ama, tarihsel ve kimliksel olarak baktığımızda, uzaklık değişiyor. Yukarıda sözünü ettiğimiz tarih yazımı bizimle de ilgili. Türklerin tarihini incelemeye girişip de Çin kaynaklarına başvurmazsanız, bu inceleme değil eleme olur. Türkler daha çok göçebe devletleri kurdukları için tarihleri de edebiyatları da sözlü kalmış. Bunu özlü hale getirmek daha çok Çin kaynaklarına düşmüş.
Çin gezim sırasında sık sık Türklerden izleri de gördüm. Onları da tarih babadan yardım isteyip olabildiğince geniş bir yelpazede aktarmaya çalıştım.
Ya uygarlık?
İşin içine yazı ve kâğıt girer de uygarlık olmaz mı? Hem de nasıl... Çinlilerin 21. yüzyıla ilişkin iddiası şu:
Uygarlık gelini Çin'den yola çıktı. Oradan Asya'yı aşıp Ön Asya'ya geldi, Akdeniz havzasına taşındı. Oradan Avrupa'ya geçti. Sonra Amerika'ya ulaştı. Dünya yuvarlaksa yeniden Çin'e döndü.
Çin'le ilgili araştırmalar bir bilim dalı konusu oldu ve şu ad verildi:
Sinoloji...
Avrupa, Çin'e yüzyıllarca "Sin" adını verdi. Durum böyle olunca da Çin'le ilgili bilim dalının adı Sinoloji oldu...
Çin'in bugünkü ekonomik gelişimi ile derin uygarlığı nasıl birleştirilebilir? Bu bizim değil, Çinli yöneticilerin ve uygarlık tarihçilerinin işi.
Ben gözlemlerimi aktarmakla yetindim...
1994'te salt Çin'i görmek, incelemek üzere yaptığım gezinin ardından 1995'te de gazetem Cumhuriyet adına resmi bir geziye katıldım. Her ikisinin devamında 2000'li yıllara dek, bu ülkede olanları gündemimde tuttum.
Pekin Radyosu'nda çalışmakta olan, Çin'de tanıştığım, dost olduğum Kamil Erdoğdu'nun yaşamından, gözlemlerinden de her fırsatta yararlandım.
Yazılı-sözlü kaynakları, gezi boyunca tuttuğum gezi notlarıyla birleştirince ortaya bu kitap çıktı.
Kitabı hangi türe koymalı?
Özü gezi notları...
Ama gezi öncesi ve sonrası da var. Çin'in tarihinden sanatına kadar okuduklarım var. Güncel haberlere dayalı arşiv çalışması var. Ser-ver Tanilli'nin, Doğan Avcıoğlu'nun yazdıklarından alıntılar, esinlenmeler var. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Sinoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Pulat Otkan ve aynı bölümün öğretim üyesi Doç. Bülent Okay'ın ders notlarından yararlanmalar var. O zaman geziyle incelemeyi birleştirip şöyle bir tanım üretsek:
Gezinceleme...
Evet evet, tanım yerine oturuyor. Gezi ve incelemenin birleşimi...
Kitabın adına gelince...
Çin'in yakın-uzak tarihine bakınca en çok "uzun yürüyüşlerin" olduğunu görüyoruz. Çin Halk Cumhuriyeti'ni kuran Mao'dan, sonrasında reformlara yönelen liderlere, kâğıdın kullanılışından ülkenin yabancı işgalinden kurtarılışına kadar her alanda "uzun çabalar" harcanmış.
Çin, şimdi de dünyadaki genel değişimi kendi gerçekleriyle örüp, farklı bir model deniyor. Bu da bir başka uzun yürüyüş. Çünkü hedef, 2049'da Çin Halk Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 100. yılında temel gelişimini tamamlamış bir ülke olmak...
Bütün bunları toplayıp, şunu söyledik:
Çin'in Uzun Yürüyüşü...
Sözü uzatmayalım, yolumuz uzun... Çin'e yürüyelim...
Mustafa Balbay
Haziran 2002
MUSTAFA BALBAY
ÇİN’İN UZUN YÜRÜYÜŞÜ
Kağıttan pusulaya, ipekten çaya pek çok uygarlık ürünün de ilk kullanıcısı olan Çin, bugün de kendine özgü değişik bir yönetim-ekonomi modeliyle dünya sahnesinde. Çinliler, “Uygarlık gelini Çin’de doğdu, oradan Ön Asya’ya, sonra Avrupaya geçti. Ardından da ABD’ye ulaştı. Dünya yuvarlaksa şimdi Çin’e döndü” diyorlar.
Çin’i binlerce yıl öncesinden bugüne taşıyan değerler neler? Çin’de Türklerden kalan izler var mı? 1 milyar 300 milyon nüfusuyla yeryüzündeki her beş kişiden birini ülkesinde barındıran Çin, yılda yüzde 10’lara varan kalkınma hızını nasıl yakaladı? Marco Polo’nun anlata anlata bitiremediği Çin uygarlığından bugüne neler kaldı? İpek Yolu’nun başladığı yerde bugün neler bitiyor?
Sosyalizmle kapitalizmi birleştirip, kapito-sosyalist bir yönetim modeli oluşturan Çin, ekonomide liberal, demokraside merkezi yapıyı nereye kadar götürebilir? Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki Türkler nasıl yaşıyor, onlarla aynı dili nasıl konuşuyoruz?
Çin gezim sırasında bu soruların yanıtlarını aradım. Sözü uzatmayalım, yolumuz uzun. Haydi, Çin’e doğru bir yürüyüş yapalım…