Atatürkçülüğü yepyeni bilimsel bir yaklaşımla yorumlayan Şahinler, Osmanlı İmparatorluğu'nun Birinci Dünya Savaşı'na girişiyle ilgili gizli bir anlaşma metnini ve Menderes dönemine ait Fransız gizli belgelerini ilk kez ortaya çıkarmaktadır.
ÖNSÖZ
Bir ulusun, bağımsızlığını sağlamak amacıyla işgalci emperyalist güçlere karşı verdiği ölüm kalım savaşının, 20. yüzyıl başlarında en çarpıcı örneği olan Atatürkçü hareket ve bu hareketin yaratıcısı Mustafa Kemal Atatürk'e ilişkin, günümüze değin 3000'in üstünde eser yayımlanmıştır (1).
Atatürkçü hareketi incelemekteki amacımız, Türk ulusunun emperyalist güçlere karşı kazandığı zaferleri ve yeni bir devletin kuruluşunu gerçekleştiren siyasi, toplumsal ve kültürel devrimleri bir kez daha anlatmaktan çok, bu hareketin çağdaşlaşma yolunda izlediği ana çizgileri saptamak ve bu konudaki gelişmeleri günümüze değin ele almaktır. Böylelikle pek az denenmiş olan özgün bir bilimsel çalışmayı ortaya koyma çabası gütmekteyiz.
Türk tarihi içinde Atatürkçü hareketin kökeni, gelişmesi, ilkeleri ve tanımını incelerken, özellikle günümüz Türkiyesi'nde Atatürkçü hareketin ve ilkelerinin önemini vurgulamaya çalışacağız. Bunun yanı sıra Atatürkçü hareketin Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerinde bağımsızlık ve özgürlük simgesi haline gelişini ve uluslararası bir siyasi düşünce akımı olarak gelişmesini de ele alacağız.
Atatürkçü hareket konusunda yazılan eserler, genellikle tarihi olayların ayrıntılarına ve Atatürkçü hareketin yaratıcısı Mustafa Kemal Atatürk'ün üstün niteliklerini içeren anlatımlara dayanmaktadır. Nitekim cumhuriyetin kuruluşundan bu yana geçen 73 yıllık süreye karşın, Atatürkçülük konusunda kesin bir tanımlama getiren, çok ciddi bir araştırma yapılmadığı için Atatürkçülüğün değişik yorumlarıyla karşılaşmaktayız (2). Bu konudaki eserlerin çoğunda, "Kemalizm" tanımlamasıyla belirtilen Atatürkçü hareket, gerçekte kesin ve değişmeyen ilkeleri içermediğinden, siyasi bir doktrin değil, sürekli gelişme halinde olan bir harekettir. Nitekim Atatürkçü hareketin yaratıcısı Mustafa Kemal, Atatürkçülüğün bir doktrin olmadığını, doktrinlerin belli kalıplara dayandıklarını, böylelikle zamanla aşınıp geçerliliklerini yitirdiklerini, oysa Atatürkçü hareketin ileriye yönelik sürekli bir değişim ve yeniliğe açık olduğunu savunmuştur. Bu gerçekçi yaklaşımın yanı sıra Atatürkçü hareket, Türkiye'de Atatürkçülük, Avrupa'da ise "Kemalizm" olarak adlandırılmaktadır.
Osmanlı İmparatorluğu'nun 624 yıllık egemenliğinden sonra ulusal egemenliklerini gerçekleştiren Türkler, yeni bir devlet yaratırken, birkaç yıl içinde teokratik bir monarşiden ve Doğu düşüncesinden, çağdaş Batı düşüncesi ve çağdaş hukuk kurallarına dayalı bir cumhuriyet kurmuşlardır. Atatürkçü hareketin, yeni Türkiye Cumhuriyeti'ni oluştururken, Türk ulusunu Doğu dünyasından kopararak, tamamen çağdaş bir devlet anlayışına doğru yönlendirmesi olağanüstü bir ihtilâldir. Atatürkçü hareketi örnek alarak bağımsızlıklarına kavuşan Üçüncü Dünya Ülkeleri, bugün bile Atatürkçü hareketin birkaç yıla sığan devrimlerini tamamlayamamışlardır. Örneğin 1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nde, iki yıl gibi bir süre içinde gerçekleşen laiklik ilkesi, bağımsız birçok İslam ülkesinde henüz gerçekleşmemiştir.
Bazı tarihçilerin, Atatürkçü hareketin Anadolu'da yarattığı büyük ihtilâli, bir reform olarak yorumlamaları yanıltıcıdır. Atatürkçüler, Osmanlı İmparatorluğu'na son vererek monarşiden cumhuriyete geçerken gerçek bir ihtilâl örneği vermişlerdir. Bu ihtilâl, Türk tarihinin en büyük siyasi olayıdır. Türkiye, Batı'da çok uzun bir dönem gerektiren demokrasiye geçiş sürecini çok kısa bir sürede gerçekleştirmiştir. Sürekli bir gelişme gösteren ulusal Türk siyasi tarihinde hiçbir zaman geriye dönüş olmamış, Atatürkçülerin yarattığı Anadolu ihtilâlini toplumsal, ekonomik ve kültürel devrimler izlemiştir. Atatürkçü hareket, Türk toplumunu sürekli bir gelişme ve atılım içinde tutan ulusal bir coşku olarak sürmüştür.
Atatürkçü harekete özlü bir biçimde bakıldığında, eylemlerin ilkelerden önce gerçekleştiği ve Atatürkçü düşüncenin, eylemlere göre oluştuğu açıkça görülür. Biz, bir yandan Atatürkçü eylemleri tarafsız bir yaklaşımla tanımlamaya çalışırken, öte yandan bugüne değin yapılan yanlış değerlendirmeler bağlamında, Atatürkçü hareketin siyasi amaçlar uğruna hedefinden nasıl saptırıldığı konusunu irdeleyeceğiz.
Ayrıca Atatürkçü hareketin ana ilkelerinin, Türkiye'nin siyasi, ekonomik, toplumsal ve kültürel gelişme sürecine etkilerini ortaya koymaya çalışacağız.
Türkiye bir Avrupa ülkesi olmasına karşın, Avrupa ülkeleri, Türkiye'nin tarihini ve Atatürkçü hareket içindeki gelişimini yeterince tanıyamamışlardır. Bir ulusun tarihi gelişim içinde belli bir dönemde yaptığı devrimleri tam olarak değerlendirmemiz için, o ulusun tarihini ve bu devrimleri hazırlayan koşulları da belirtmemiz gerekir.
Bu amaçla eserimize Türk tarihinin kısa bir özetiyle başlarken, ilk bölümde Anadolu İhtilâli'nin yapıldığı tarihteki koşullara ve olaylara değineceğiz. Mustafa Kemal Atatürk'ün binlerce esere konu olan yaşamını ise ayrı bir bölümde ele alacağız. Daha sonra Atatürkçü hareketin, ulusu belli bir amaç etrafında birleştiren, harekete geçiren sürükleyici gücünü ortaya koymak için Atatürkçü kadronun hangi koşullarda oluştuğunu ve yönlendirildiğini inceleyeceğiz. Bu doğrultuda Atatürk ilkelerini de ele alacağız.
İkinci bölümde, Atatürkçü ilkelerin Türkiye'de ve uluslararası alanda uygulanmasını ve özellikle Atatürkçü gelişim sürecinin Müslüman dünyasındaki etkilerini ayrıntılarıyla irdeleyeceğiz.
Sonuçta Atatürkçü ilkelerin, Türkiye'de 1945 yılından bu yana geçirmiş olduğu yozlaşma dönemini dikkate alarak, gerçekçi bir tanımlama getirmeyi ve bu ilkelerin günümüz Türkiyesi ile Müslüman dünyasındaki önemini vurgulamaya çalışacağız.
Bu çalışmada izleyeceğimiz temel görüş, ülkenin çağdaşlaşma sürecinde laiklik olgusunun yerleşmesi ve günümüzdeki etkileri olacaktır. Bu görüş doğrultusunda, Türk tarihinin en büyük devrimi olan Atatürkçülüğün olağanüstü öneminin güncelliğini koruduğunu kanıtlayacağız. Nitekim Atatürkçü ilkelerin birçoğu amacına ulaşmış, ancak demokrasi ve çağdaşlaşmanın vazgeçilmez koşulu olan laiklik ilkesi henüz tam olarak amacına varamamıştır. Atatürkçülüğün temeli olan laiklik ilkesi için verilen mücadele, günümüzde hâlâ sürmektedir. Bu amaçla Türkiye'nin Doğu ve Batı arasındaki yerini saptayacak ve Müslüman ülkelerde demokrasinin geleceğini belirleyecek olan laiklik ilkesini ayrıntılarıyla ele alacağız.
1- Muzaffer GÖKMEN, Atatürk ve Devrimler Bibliyografyası, İstanbul, 1963.
2- Bu konuda Bkn. Enver Ziya KARAL, "Les Principes du Kemalisme" in Ali KAZANCIGİL ve Ergun ÖZBUDUN yönetiminde, Atatürk, Fondateur de la Turquie Moderne, Paris, 1984, s.15-35.
MENTER ŞAHİNLER
ATATÜRKÇÜLÜĞÜN KÖKENİ, ETKİSİ VE GÜNCELLİĞİ
Atatürkçülük, 52 Müslüman ülkenin geleceğini değiştirebilecek ve en azından İslamiyet, Hıristiyanlık ve Musevilik arasında bin yıl süren gerginliği yatıştırabilecek en uygun toplumsal ve siyasi aydınlanma hareketini temsil etmektedir. İslamcı köktendinciliğin özellikle Akdeniz bölgesinde egemen bir ideoloji olarak yerleşmeye çalıştığı bir dönemde, Atatürkçü değerlerin mirasçısı Türkiye Müslüman dünyası ile Batı dünyası arasında karşılıklı anlayışı sağlayabilecek tek ülkedir."
Dr. Menter Şahinler, Ankara Üniversitesi SBF mezunu olup, Paris Sorbonne Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde master, Tarih Fakültesi'nde doktora yapmıştır. Atatürkçülüğü yepyeni bilimsel bir yaklaşımla yorumlayan Şahinler, Osmanlı İmparatorluğu'nun Birinci Dünya Savaşı'na girişiyle ilgili gizli bir anlaşma metnini ve Menderes dönemine ait Fransız gizli belgelerini ilk kez ortaya çıkarmaktadır. Yazarın bir de 1975'te Fransızca, 1979'da Türkçe yayımlanan "Türkiye'nin 1974 Kıbrıs Siyaseti" adlı eseri bulunmaktadır.