Atatürk’ün Cumhuriyet rejiminin halk okulları ve ulusal kültür merkezleri olarak kurmuş olduğu Halkevleri hakkında yazılmış tek bütüncül araştırma olan bu eseri Cumhuriyet Kitapları arasında okurlarımıza sunuyoruz.
SUNUŞ
İkinci kuruluş döneminde tam on beş yıl Halkevcilik yaptım. 1965 yılında Ankara Halkevi'nde sade bir üye olarak başladığım Halkevciliği 1980 yılında genel yönetim kurulu başkanı olarak en üst noktadayken bıraktım. Sonra da Türkiye bir ara döneme zorla itildi. Yıllarca hem Ankara Halkevi'nde hem de genel merkez düzeyinde Halkevciliğin her türlü çalışmasına katıldım ve yürüttüm. Genel merkezin dergisini on yıla yakın bir süre yayımladım. Halkevleri Atatürk Enstitüsü Genel Sekreterliği'ni yedi yıl süreyle yürüttüm. Genel merkezin dergisiyle beraber tüm yayın ve kültür işlerini üstlendim. Kısacası Halkevleri'nin ikinci döneminde, yönetim yükünün önemli bir kısmını yüklendim ve götürdüm. Bizlerin tüm çabalarına karşın,Türkiye'yi bir uçurumun kenarına iten dış güçler hazırladıkları ara dönem senaryosu içine, Halkevleri'nin ikinci kapatılışını ve yargılanmasını da dahil ettiler ve yılların birikimi bir gecede ortadan kaldırılmaya çalışıldı.
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki yıllarda Türkiye Batı'ya açılırken, Batı ülkeleriyle iyi ve yakın ilişkiler kurmak istemiş, ne var ki Batı'nın Osmanlı İmparatorluğu'nu yıkıma sürükleyen olumsuz ve çifte standartlı tutumuyla karşı karşıya kalmıştır. Batı dünyası, Türkiye gibi ülkelere savaş yılları sonrasında yeni bir yaklaşım içine girerek ve bizim gibi ülkelere kendi modelini empoze ederken, üçüncü dünya ülkelerinin kalkınma ve gelişmelerini de eski sömürgeci tutumuyla engellemeye çalışmıştır. Batı, bizim gibi ülkelere hiçbir zaman kendisi gibi olma fırsatını tanımazken, eski sömürgeci düzeni değişen koşullarda sürdürebilmek için, kendi düzenini empoze etmeye çalışmış ve diğer yandan da dış borçlar ve ekonomik yardımlar aracılığı ile bizim gibi üçüncü dünya ülkelerini köşeye sıkıştırmıştır. Günümüzde Latin Amerika ülkeleri, Afrika ve Uzakdoğu'nun üçüncü dünya ülkeleri, hep böylesine bir çıkmazın içine sürüklenmiştir. Yeni bir dünya düzeni ve dengeli bir ekonomik düzen arayışı içine giren üçüncü dünya ülkelerinin bu gibi girişimlerine izin verilmemiş ve üçüncü dünya eskisi gibi, böl yönet veya karıştır yönet gibi komplo kokan taktiklerle Batılı ülkelerin emperyalist çıkar düzenleriyle yönetilmek istenmiştir. Sosyalist ülkeler bir ölçüde bu çıkmazdan uzak kalabilmişlerse de, günümüzün teknolojik devriminin kapitalist ülkelerce gerçekleştirilmesi üzerine sosyalist dünya, benzeri bir ekonomik ve siyasal çıkmaza doğru sürüklenmiştir.
Atatürk, bu ülkeyi emperyalizme ve uluslararası kapitalizme karşı savaşarak kurmuştur. Bizi yutmak isteyen emperyalizme ve bizi ezmek isteyen kapitalizme karşı olduğunu her aşamada söylemiş ve Türkiye Cumhuriyeti, hem Batı'ya hem de Sovyet Devrimi'ne karşı ayakta durmaya çalışmıştır. Batı dünyasının baskılarıyla beraber Sovyet Devrimi arasında bir yerde kurulan Türkiye Cumhuriyeti hem Batı'ya hem de Sovyet Devrimi'ne karşı mesafeli bir tutum içinde olmuştur. Çağın gelişmelerini sosyal yönde gören Atatürk, Batı ve Sovyet sistemlerinin dışında kendi ülkemizin koşullarına ve ulusumuzun özelliklerine uygun orijinal bir rejimin denemesine girmiştir. Bu amaçla bilime öncelik vermiş ve eklektik davranarak, yeni devletin temellerini altı ana ilkeye oturtmuştur. Devletçilik, halkçılık ve devrimcilik gibi ilkelerle sola açılırken; cumhuriyetçilik, ulusçuluk ve laiklik gibi ilkelerle de Batı sistemiyle bir yakınlaşma içinde olmaya dikkat etmiştir. Türk ulusunu çağdaş uygarlığa doğru ayağa kaldırırken, Atatürk; Batı ve Doğu sistemleri arasında eklektik ve seçmeci bir gerçekçilik ile Türklerin yeni yolunu belirliyordu.
İşte Halkevleri gibi bir ulusal halk örgütlenmesi de, Atatürk'ün bu ulusal ve halkçı yönü nedeniyle gündeme geliyordu. Çağa ve çağdaş uygarlığa açık olan ama Batı taklitçiliğine ve öykünmeci Batıcılığa izin vermeyen Mustafa Kemal, Halkevleri gibi bir halk örgütlenmesini tümüyle ulusal gerçeklere ve birikime oturtuyordu. Nitekim, Halkevleri'nin kısa dönemdeki önemli başarıları, bütün ülkelerde ilgi uyandırıyor ve birçok ülkeden bilim adamları ile uzmanlar gelerek Halkevleri deneyini yakından inceliyorlardı. Yapılanları ona buna benzetme çabalarına şiddetle karşı çıkan Atatürk, biz bize benzeriz anlayışı içinde, var olan koşullarda bilim ve akıl neyi gerektiriyorsa ulusal çıkarlar doğrultusunda ödünsüz uygulamaları kesintisiz biçimde sürdürüyordu. Halkevleri de, bir Atatürk kuruluşu olarak kuruluyor ve büyük önderin izinde devrimi halka götürüyordu. Halka laik düzeni benimsetebilmek için, cami yerine Halkevleri'nde kitlelerin toplanmalarına ve Atatürk ilkeleri doğrultusunda bütünleşmelerine dikkat ediliyordu. Nitekim, Halkevleri'nin çabaları sonucunda kısa zamanda şeriat düzeninden laik düzene geçilebiliyor ve toplum yapısında modernleşme başlıyordu. Halkevleri'nin halkı ortaçağ uykusundan uyandırması üzerine, şeriatçı ve gerici çevreler camilerde yeniden toplanarak Halkevleri'ne saldırıya geçiyorlardı. Daha sonraki yıllarda ise, sağ iktidarlara toplumsal taban olarak hizmet veren bu gerici çevrelerin baskıları ile Halkevleri iki kez kapanma noktasına sürükleniyordu. Bu süreç günümüzde bile vardır ve anti-cumhuriyetçi veya şeriatçı çevrelerce desteklenmektedir. Tüm bu engellere karşın Halkevleri üçüncü diriliş dönemine girmiş ve yurt düzeyinde çalışmalarına başlamıştır. Benim amacım, Türkiye'deki Halkevleri ve Halkevcilik birikimini günümüze yansıtmaktır. Yeni yetişen kuşaklar, Atatürk'ün emanet ettiği cumhuriyeti koruyacaklarsa, ancak bu birikimi bilerek görevlerini yerine getirebilirler. Geçmişi ve olayları bilmeyen genç kuşakların Batı sisteminin tatlı ve hoş nimetleri arasında kimliğini yitireceği ve cumhuriyetimizin korunmasında yeterli bekçilik yapamayacağı kuşkusuzdur. Nitekim, günümüzde publarda, barlarda veya kafelerde bir araya gelen gençlerin toplumsal sorunların uzağında kaldıkları, kendi halkının sorunlarını bilmedikleri araştırmalarla saptanmaktadır. Renkli dergiler, renkli televizyon ve yayınlarla beyni uyuşturulan gençlerin, toplumsal bir bilince sahip olabilmeleri olanaksızdır. YÖK ile Batı sisteminin mantığı doğrultusunda yönlendirilmeye çalışılan Türk gençliği ve bilimi de artık ulusal sorunlarımız açısından büyük bir problem olarak karşımıza dikilmiştir, İşte Halkevleri bugün üçüncü dirilişinde başarıya ulaşabilirse; publarda sarhoş olan, barlarda dedikodu yapan, kulüplerde uyuşturucu alışkanlığı edinen genç kuşakları, girdikleri çıkmazlardan kurtaracak ve onları Türk toplumuna kazandıracaktır.
Batı emperyalizminin mantığı kapitalist sistemin mantığıdır. Sistem, ekonomik yardımları ile uluslararası kuruluşları ile istihbarat örgütleri ile hatta mafyası ile bir bütün olarak çalışmaktadır. Bizim gibi ülkelere koltuk altında tutulabilecek bir konum önerilmekte ve bağımsızlık veya endüstrileşme gibi isteklerimize izin verilmemektedir. Batı'nın baskılarına başkaldıran, dış borç ödemeyen veya bağımsız davranan siyasal iktidarlar ise hemen cezalandırılmakta ve bu gibi iktidarlar düşürülmekte, politikacılar ise ya vurulmakta veya kaçırılmaktadır. Türkiye gibi ülkelerin böylesine bir çıkmazı aşabilmeleri çok zordur. Ancak bizim gibi diğer ülkelerle işbirliği yaparak kendi ulusal çıkarlarımıza daha uygun bir düzen için çalışabiliriz.
Batı'nın baskısı altında böylesine bir olumsuz sürece kapılan Türkiye'de, Halkevleri birikimi ve adı her yerden silinmek istenmiştir. Caddelerdeki Halkevi adı Türkocağı'na çevrilmiş, eski Halkevleri, genel merkezlerinden birisi bombalanmış diğeri de müze yapılmıştır. Halkevleri'nin tüm eski binalarına el konulmuş ve bunlara çeşitli kuruluşlar yerleştirilmiştir. Halkevlerinin tüm yayınları ve belgeleri Halk Partisi'nin belge ve evrakı ile beraber kâğıt fabrikalarına gönderilerek kâğıt yapılmış ve Atatürk dönemi ile ilgili çok önemli belgeler tarihten kaçırılmıştır. Batı'nın mantığına uygun bir ulus yetiştirilmek istenirken Atatürk dönemi tümüyle tarihten silinmek istenmiştir. Benim bu kitabım bir açıdan bu tür zorlamalara karşı bir ulusal tepki olarak kabul edilebilir. Halkevleri ile ilgili belgeler yok edilirken, ben yirmi yıl süre ile toplayabildiğim tüm belgeleri böylesine bir kitapta değerlendirmeye çalıştım. Amacım, bu Atatürk kuruluşunu ve Halkevleri ile ilgili tüm birikimi gelecek kuşakların bilgisine sunmaktır. Ülkemizi sömürgeleştirmek isteyenlere karşı ulusal birikimimizi savunmaktır. Halkevleri'nin yarım yüzyıllık birikimini günümüzün kuşakları yeterince öğrenebilirlerse, yapacakları Halkevcilik çalışmaları daha bilinçli olacak ve ülkemizin sorunlarına daha çok katkı getirecektir. Batıcıların sistemin mantığı doğrultusunda yok etmeye çalıştıkları Halkevleri o zaman Atatürk'ün ilkeleri ve idealleri doğrultusunda daha etkin bir biçimde var olabilecektir.
Halkevleri ile ilgili yapılmış bir bilimsel araştırma olsaydı belki bu çalışmayı yapmayabilirdim. Ne var ki, Köy Enstitüleri üzerine birçok yayın olmasına karşın, Halkevleri ile ilgili hiçbir kitabın bulunmaması beni böyle bir kitap yazmaya yöneltti. Yirmi yıllık süre içinde her yönü ile araştırdığım Atatürk'ün kültür kurumu Halkevleri'ni tarihsel belgelere sadık kalarak ortaya koymaya çalıştım. Kitabın birinci bölümünde teorik tartışmalar ışığında konuya kuramsal bir yaklaşım denedim. Halkçılık tartışmaları içinde Atatürk'ün halkçılık anlayışına netlik kazandırmaya çalıştım. İkinci bölümde o dönemin kaynaklarından Halkevleri'nin doğuşunu yazdım. Üçüncü bölümde ise o dönemin gazete ve yayınları ile Halkevi dergilerinden Halkevleri'nin çalışmalarını sergiledim. Gene kronolojik bir araştırma ile dördüncü bölümde Halkevleri'nin ilk kapatılışını ve yeniden açılışını, daha sonraki bölümde ise ikinci dönemini özetleyerek yazdım. Sonraki bölümde ise, Halkevleri çalışmalarının genel bir değerlendirmesini yaptıktan sonra, günümüz Halkevciliği ile Halkevleri'nin yeni toplum yapımızdaki yeri konusunda bazı genel değerlendirmeleri aktarmaya çalıştım.
Bu kitabı, hem bir bilim adamı hem de bir Halkevci olarak yazdım. Bilim adamının kuru üslubundan ve Halkevciliğin bilime ters düşen heyecanından sıyrılarak konuyu ortaya koymaya çalıştım. Bilimin tasnifi ve düzeni ile Halkevciliğin heyecanını olumlu bir sentezde bir araya getirmeye çalıştım. Her yapıtta olduğu gibi, bu çalışmada da bazı eksikler ve kusurlar olabilir. Halkevleri gibi önemli bir cumhuriyet kültür kurumu hakkında bu yazılan ilk kitaptır. Doğaldır ki, ilk kitap olmanın sorunlarını da içinde taşımaktadır. Ayrıca Halkevleri gibi çok yönlü bir konuya genel ve bütüncü yaklaşımın sorunlarını da kitabı okurken göz önünde tutmak gerekecektir. Umudum, Halkevleri denemesinin bilimsel değerlendirilmesi yapılırken konuya değişik bilim dalları açısından değinilen yeni çalışmaların yapılmasıdır. Halkevleri'nin siyasal, toplumsal, eğitimsel, kültürel ve de sanatsal yönleri yeniden araştırılmalı ve ortaya konulmalıdır.
Üçüncü diriliş dönemine giren Halkevleri'ne Atatürk Devrimi doğrultusundaki savaşımında başarılar diliyorum.
Prof. Dr. ANIL ÇEÇEN
Ankara, 1988
İKİNCİ BASKI İÇİN
Aradan on yıl geçtikten sonra, bu kitap ikinci kez gözden geçirilerek yayınlanıyor. Halkevleri'nin üçüncü diriliş dönemi, sonuç ve ek belgeler bölümlerinde bazı yeni eklemeler, kitabı güncelleştirmek açısından yapıldı. Günümüz kuşaklarının takdirlerine sunulur.
A.Ç.
Ekim 2000
ANIL ÇEÇEN
HALKEVLERİ (Atatürk'ün Kültür Kurumu)
Atatürk’ün Cumhuriyet rejiminin halk okulları ve ulusal kültür merkezleri olarak kurmuş olduğu Halkevleri hakkında yazılmış tek bütüncül araştırma olan bu eseri Cumhuriyet Kitapları arasında okurlarımıza sunuyoruz. Kitabın yazarı Prof. Dr. Anıl Çeçen, Halkevleri’nin ikinci ve üçüncü dönemlerinde bu kuruluşun en üst organlarında genel sekreter ve genel yönetim kurulu başkanı olarak uzun yıllar görev yapmış bir eski Halkevcidir. Yazar bu yıllarda toplamış olduğu tüm belgeleri değerlendirerek, bir anlamda Halkevleri gibi bir cumhuriyet kurumunun tarihini yazmıştır. Aynı zamanda da, bilim adamı kimliği ile gene bu eserde, Halkevleri’nin değişik yönlerini ele alarak tartışmıştır.
Türkiye’de Köy Enstitüleri üzerine birçok kitabın yayınlanmasına karşın, Halkevleri konusunda şimdiye kadar yeterli araştırmalar yapılmamıştır. Kitap bu açıdan önemli bir eksiği doldurmaktadır. Ayrıca günümüz koşullarında Türkiye’de tartışma konusu yapılan Cumhuriyet rejiminin kültürel yönünü de ele alarak, bir anlamda Cumhuriyet döneminin kültür açısından tarihini vermektedir. Batı ülkelerinin, Türkiye’ye özgün başarılı bir toplumsal ve kültürel deney olarak gördükleri Halkevleri konusu günümüzün tartışmaları ile yeniden önem kazanmıştır. Özellikle, ulus devlet ve ulusal kimlik konularının, Cumhuriyetimizin kurucu kadrosu tarafından halkçı bir açıdan ele alındığı, kitabın ilk bölümlerinde dile getirilmektedir. Küreselleşme ve yeni dünya düzeni sürecinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal birikiminin kültürel yanını ortaya koyan bu eserin, genç kuşaklar ve Türk kamuoyunun, cumhuriyet tarihimizi günümüz koşullarında yeterli bir düzeyde değerlendirilebilmeleri için bir başvuru kaynağı olacağı açıktır.