Olumsuzluklardan yılmayan, hep çözüm üretebilen, gerçek zenginliğin insanların iç evrenlerinden kaynaklandığının kanıtı “At Kız Türkan”ın yaşamındaki Sütçü Ayşe Hanımlar, Terzi Fofo’dan, Bahçevan Zizo’dan öğrendikleri ve uyguladıkları…
ÖNSÖZ
Sevgili Dostlar,
Kendi yaşamımı hiçbir zaman farklı, önemli ve başkalarına iletilmesi gerekli görmemiştim; çünkü, benim için yaşam, özellikle son otuz yılda, arkama dönüp bakamayacağım bir hızla, evimin, dört duvarımın neredeyse kendime özel her şeyin dışında gelip geçti.
Yaşım 45-50'lere geldiğinde, bir ara, şöyle bir düşünüp, yaşarken kendiliğinden beliren çevremin, ailemin, arkadaşlarımın, meslektaşlarımın, bir parçam olmuş öğrencilerimin ve hastalarımın oluşturduğu ortamın dışına çıkmama gerek bulunmadığına ve artık "kapılarımı kapatmanın doğruluğuna" karar vermiştim. Yeni yeni insanlar tanımaya, onlarla, yeni iletişimler kurmaya ne beynimde ne de yüreğimde yer kalmıştı, geldiğim aşamada, edindiğim beğeniler, alışkanlıklar ve çevremle, "ileride yaparım" diye biriktirdiğim beklentilerle, ömrümün geri kalanını, bu küçük dünyama ayırıp, rahat bir tempoyla merdivenlerin son basamağına özlediğim sakinlikte varabilirdim... Böylesine "kendi kendine yetinebilen" bir konuma gelmişken birdenbire yaşam yeniden, ülke koşullarına koşut olarak değişiverdi ve ben kendimi yepyeni insanların içinde, arasında, yanında ve de önünde buluverdim. Çoğunluğu genç olan bu insanlara, yeniden yüreğimi ve beynimi açıp, onlarla göz göze gelerek, yüreklerini ve beyinlerini tanıyarak, birlikte bu günü ve geleceği paylaşır oldum. Yaşamımın kendime ayırdığım kırıntıları da ortaya döküldü ve neredeyse günümün yirmi dört saati, bu yeni, güzel, yaşı genç ya da yıllara karşın genç kalabilmiş, coşkulu, yürekli, çalışkan ve üretken insanlarla iç içe geçmeye başladı.
Hepimizin ortak paydası bilgilenmek, bilinçlenmek, sorumluluk almak ve üretmekti, kendimiz için değil, ülkemizin geleceği için, çocuklar, gençler, kadınlar ve tüm halkımız için sabırla üretmek ve evrensel mutluluğu bu uğraşta bulmak...
İşte bu yürüyüşte birlikte olduğum gençler bana hep sorular sordular: "Nasıl böyle sakin ve sabırlısınız?", "Neden hiç öfkelenip bağırmıyorsunuz?", "Nasıl böylesine çözüm üretebiliyorsunuz?" vb. Aslında, bütün bunlar deneyimli bir insanda olması gereken davranışlardı bana göre ama gençler hep karşıt örnekleri göre yaşaya alıştıklarından, benimkileri erdem olarak niteliyor, boyuna "Yaşam öykünüzü, anılarınızı yazın, belki ipuçlarını orada bulabiliriz" diyorlardı.
Zamanla, ister istemez, konu, binbir işin gücün ve koşuşturmanın arasından, yaramaz bir yumurcağın bakışları gibi girivermeye başladı bilincime, düşüme. "Peki ben geçmişime, çocukluğuma, gençliğime ait neleri anımsıyordum?" Günce tutmamıştım, evim son yılların randevularını not ettiğim ajandalarla doluydu ancak.
Giderek bu konu daha sık aklıma gelmeye, çocukluk öykülerimiz, acı tatlı anılar, saklandıkları köşelerden bir bir çıkıp ete kemiğe bürünmeye başladılar.
Benim için doğal bir yaşanmışlık ve geçmiş olan bu kopuk anılar belki birilerinin işine yarar, benzer yaşantılardan geçenlerin de kendi geçmişlerine eğilmelerine yol açar diye düşünmeye başladım.
Yakın zamanda sözel tarih ve geçmişi fotoğraflama çalışmalarının yapıldığını anımsayınca, yılların siyah-beyaz fotoğraflarını da değerlendirerek, gelecek kuşaklara, bir Cumhuriyet kızının anılarından ufacık, kır çiçeklerinden, hele hele papatyalardan oluşan bir demet sunmayı kendi kendime kabul ettirebildim. İşte bu alçakgönüllü kitapçık böyle doğdu.
Kitapların yayımlanması, başkalarının bunları okuması, size sorular sorması çok keyifli bir olay. Belki de okumaya yazmaya sevdalı insanların en büyük doyumu, sevinci, coşkusu. Az da olsa bunu tatmak çok güzel. Bu duygular belki de yeni kitapları doğuracaktır, kimbilir?
Yaşamım, benim için gerçekten değersiz, hele hele geçmişi arayıp onunla övünmek, aklıma gelmiş değil, daha doğrusu kendimi geçmişime bağlı, bağımlı hissetmedim hiç. Bunda ailemizin "çekirdek aile" olmasının rolü var sanırım, fazla gerilere dönüp köklerini aramak gibi bir duygu bana hep çok itici gelmiştir. Bunda yaşamı nefes nefese sürdürürken arkama bakma zamanı bulamama gerçeği yatmış olabilir ama gerçek de bu işte...
Birkaç yıl önce, kız kardeşime ABD'den bir mektup geldi. "Müjde yeryüzündeki SAYLAN'lar bir araya geliyor!" diye. Oldukça uzun bir yazıydı ve dünyada bu soyadını taşıyan, Asyalı, Amerikalı, Kuzeyli, Güneyli pek çok ailenin bulunduğunu, sonunda bize de ulaşarak, bu büyük ve değerli aileyi birbirine tanıştırmayı düşündüklerini müjdeliyorlardı. Güler misiniz, ağlar mısınız? Kimbilir bu yöntemle kaç bin kişiyi kafakola alıp, "basın-yayın vb. parası" diye para sızdırmışlardır... ve kimbilir, hiç aslı astarı olmadığını bile bile kaç kişi bu yöntemle geçmişini bulmuştur (!)?
Onlara, soyadı yasasıyla birlikte bu adı, Cumhuriyet Türkiyesi'nde öz babamın, nüfus memurluğuna başvurup almış olduğunu yazıp, dünyadaki akrabalarıma kavuşma yolunu kapatmış oldum.
Bu kitapçık, Cumhuriyet'in 2. kuşağının solmuş anılarından, yakın geçmişteki bireysel dünyamızdan acı tatlı esintileri içeriyor. Babamın enseme topladığım saçlarımla, hafif kambur yürüyüşüme bakıp beni "At kızım" diye çağrışım kitabın adı yaparak, anıların kafama üşüşmesine bir yol açtım sanıyorum. "At Kız" bakalım neler yaşadı, nelerden etkilendi, belleğine geçmişten neler çakıldı? Bu günlerin, "kendini her zaman genç ve üretken kılan" yaşlı başlı bu insanda ne gibi izleri kaldı?
Bunları ben de merak ediyorum. Bakalım neler aklıma gelecek, sizlere neler anlatabileceğim?
Sevgilerimle
Türkan Saylan
Arnavutköy, 19 Kasım 1999
TÜRKAN SAYLAN
AT KIZ (Bir Yaşamdan Kesitler)
Her zaman genç ve üretken kalmasını becerebilen bir bilim kadının yaşamından onyedi yıllık bir kesit…
Olumsuzluklardan yılmayan, hep çözüm üretebilen, gerçek zenginliğin insanların iç evrenlerinden kaynaklandığının kanıtı “At Kız Türkan”ın yaşamındaki Sütçü Ayşe Hanımlar, Terzi Fofo’dan, Bahçevan Zizo’dan öğrendikleri ve uyguladıkları…
“At Kız Türkan”ın çiçek açmış anı kırıntılarını keyifle okuyacağınızı umuyoruz. Sayfalar arasında gelecek kuşaklar aktarılan paha biçilemez deneyimler mutlaka sizin de ilginizi çekecek. Türkan Saylan Hoca’nın, bu kitabıyla Cumhuriyet’in ikinci kuşağından, siyah-beyaz fotoğraflarla renklendirerek gönderdiği buruk selamı severek kabülleneceğinizden hiç mi hiç kuşkumuz yok.