|
|
|
|
Ek Bilgiler:
Kategori: İnceleme
Cumhuriyet Kitapları
ISBN: 978-605-4183-03-6
|
|
|
|
(Alışverişiniz güvence altında)
|
|
"Hayatım Avrupa" dizisinin birinci cildi olan bu kitap, Türkiye-AB ilişkilerinde 1970-1982 arasındaki gelişmeleri bütün ayrıntılarıyla ele alıyor:
• Ecevit, Demirel ve bürokrasinin tutumları
• Dışişleri ile DPT arasındaki çatışmalar
• TÜSİAD'ın DPT'ye yakın durarak Dışişleri'ne karşı çıkması
• Vehbi Koç'un tutumundan Ralf Dahrendorf ve Emile Noel'e uzanan zincirde, bugüne ulaşan olayların başlangıcı
Bugünün kimler tarafından nasıl hazırlandığını belgelerle anlatan kitap, Türkiye'de bugünkü kutuplaşmanın temellerinin nasıl atıldığını, Avrupa ile ilişkiler üzerinden inceliyor.
İÇİNDEKİLER
- Sunuş
- Giriş
- Türkiye-AB İlişkilerinin Yakın Geçmişi
- Ankara Anlaşması'nın Getirdiği Kurumlar
- Hazırlık Dönemi
- Geçiş Dönemi
- Son Dönem
- Katma Protokol ve Prof. Ralf Dahrendorf
- DPT Karşı Çıkıyor
- Prof. Ralf Dahrendorf ve AET nin Bakışı
- 1970'li Yıllarda Çatışan Düşünceler
- Katma Protokol Sonrasında AET Konusundaki Çalışmalarım ..
- İşadamları, Dışişleri ve DPT
- İşadamları Arasındaki İşbirliği ve Çekişme Emile Noel Ne Yapsın?
- Panelistler: Vehbi Koç, Turgut Özal ve Erol Manisalı
- Washington Uzlaşması, 1978
- AET Üyeliği Bir Amaç Değildir
- 12 Eylül'e Beş Kala AET ile İlişkiler
- Vehbi Koç ile AET Sohbeti
- Uluslararası Bir Konferans
- Prof. Fritz Neumark Diye Biri
- 24 Ocak 1980 Kararlarına Giderken
- Ecevit ve Ortadoğu
- Gazetelerde "Yeşil Kitap" Olayı
- Prof. Werner Gumpel, Sürpriz Tanık
- Geriye Dönüp Baktığımda
- 12 Eylül'ün Ayak Sesleri
- Bir Hafta Kala, İktisatçılar Haftası
- 1980 Öncesinde Abdullah Gül ile Kesişen Yollar
- 24 Ocak ve 12 Eylül Bir Bütündür
- Yunanistan İçeri Alınıyor
- Prof. Dr. Suat Bilge'den Bir Anı
- Askeri Yönetim Sonrası Dış İlişkiler
- Tansu Çiller, Abdullah Gül ve Turgut Özal
- Dizin
SUNUŞ
Gözden geçirilerek yeniden yayına hazırlanan "Hayatım Avrupa" dizisinin bu kitabında, benim hayatımla bütünleşmiş bulunan Türkiye-Avrupa ilişkileri anlatılıyor. Ancak bugüne kadar Türkiye-Avrupa ilişkileri üzerinde yüzlerce, hatta binin üzerinde yapılan yayın ve çalışmalardan farklı olduğuna inanıyorum. Bu çalışma sadece akademik bir çalışma değildir. Kitabın bir bölümü olayın akademik boyutuna ayrılmakla birlikte siyasi, sosyal, askeri, kültürel boyutlarla sınırlı kalmamaktadır. Şöyle ki:
- İş çevrelerinin ve işçi örgütlerinin meseleye yaklaşımları kendi ağızlarından ve kalemlerinden sergileniyor.
- Askerlerin, bürokratların, aydınların, medyanın ve siyasilerin AET içindeki misyonları ele alınıyor.
- Hatta yabancı iş, siyaset ve bilim çevrelerinin Türkiye-Avrupa ilişkilerindeki tutumları da değerlendiriliyor.
Aklınıza, "Sayın Erol Manisalı, bunlar da yazılıp çizilmedi mi?" türünden bir soru gelebilir. Ancak, benim gibi konularm içinde bire bir yaşayan; en başta teorisini çalışan; sonra, şansı yaver gittiği için bürokratlarla, siyasilerle, iş çevreleriyle ve aydınlarla olayların içinde yer alan başka birinin bulunduğunu zannetmiyorum.
Üstelik, daha 1970'te Katma Protokol'ün imzalandığı dönemden başlayarak içeride ve dışarıda herkesle karşılaştım, tartıştım ve görüşlerimi kaleme aldım.
Birkaç örnek vermek istiyorum;
- 1970'te Prof. Dahrendorf AET'nin "dışişleri bakanı gibi" Türkiye'ye geldiğinde, herkes methiye yazarken Milliyet'te yayınladığım makale ile onun görüşlerine karşı çıktım.
- Daha sonra Abdullah Lokantası'nda aynı Dahrendorf ile beraber oldum; diğer katılımcılar Vehbi Koç, Feyyaz Berker (TUSİAD Başkanı), Prof. Feridun Ergin, Güngör Uras (TÜSİAD Genel Sekreteri) idiler.
- 1970'li yıllarda, DPT, İGEME, Odalar Birliği, TÜSİAD, İSO, İKV gibi kurumların yayın organlarında yer alan yazılarda Türkiye-AET ilişkilerindeki tek yanlılık sürekli işlendi. Bu kitapta bu yazılardan bazı alıntılar yaptım.
- 1979'da AET Komisyonu Genel Sekreteri Emile Noel, Ankara ziyareti sırasında İstanbul'a geldiğinde, Abdullah Lokantası'nda bir araya geldik. Feyyaz Berker, Güneri Civaoğlu, Prof. Dr. Vural Savaş (İKV Genel Sekreteri) ve Paolo Papa da (AET Ankara Temsilcisi) vardı.
- 1979'da, Vehbi Koç ve Turgut Özal ile beraber eski Park Otel'deki panelde bulunduk. Panel'de AET de gündeme geldi. Turgut Özal ile ilk defa orada karşı karşıya geldik.
Vehbi Koç, Turgut Özal, Feyyaz Berker, Nejat Eczacıbaşı, Bilsay Kuruç, Emile Noel, Prof. Dahrendorf, Başbakan Turgut Özal, Süleyman Demirel, Mesut Yılmaz, Tansu Çiller, Bülent Ecevit, Necmettin Erbakan, Ali Bozer, Murat Karayalçın, Abdullah Gül, Şükrü Gürel ve daha birçokları bazen arkadaşlarım bazen masa dostlarım oldular; bazen de tartışan insanlar olarak karşı karşıya geldik.
Dr. Andrew Mango'dan ABD Büyükelçisi Morton Abromovritz'e kadar birçok yabancı ile AB'yi tartıştım. Newsweek, Economist, L'Expansion, Die Welt benzeri 25-30 dergi ve gazetede AB'ye ilişkin değerlendirmelerim çıktı.
Kısacası, yirmili yaşlarımdan itibaren Türkiye-Avrupa ilişkilerinin içinde yer aldım. Politikacılarla, bürokratlarla, akademisyenlerle ve aydınlarla sürekli bu konu üzerine temaslarım oldu. Brüksel'e kaç defa gittiğimi kesinlikle hatırlamıyorum. Diğer Avrupa kentlerinde, hatta belki bütün Avrupa kentlerinde Avrupalılarla buluşup tartıştık. Seminerler, konferanslar ve söyleşiler yapmak için Londra, Paris, Berlin, Zürih, Hamburg, Frankfurt, Milano, Viyana, Brüksel, Oslo, Kopenhag, Amsterdam, New York, Los Angeles, Tokyo, Pekin, Nagoya, Osaka, Kahire ve daha birçok yerde bulundum.
Türkiye-AET (AB) ilişkilerine yönelik olarak sektör çalışmaları yaptım. İlaç, otomotiv, demir çelik, beyaz eşya, turizm alanlarında çok sayıda yayınım oldu.
1971 yılında, Gümrük Birlikleri ve Dinamik Entegrasyon Teorileri adı ile yayınladığım kitabım, iktisadi entegrasyon üzerindeki kapsamlı teorik çalışmamı içeriyordu.
Türkiye-Avrupa ilişkilerinin teorik boyutu yanında kurumsal meselelere de girdim. Avrupa'nın AET kimliğinden AT'ye (Avrupa Toplulukları) ve daha sonra da Avrupa Birliği'ne dönüşümünü sürekli izledim, olayların içinde oldum.
Avrupa'nın dönüşümü karşısında "Türkiye-Avrupa ilişkilerinin sürüklendiği" çok farklı ve kendine özgü yapılanmayı gözleme olanağım oldu.
- Olayı başbakanlarla, ilgili bakanlarla konuşarak ve tartışarak izledim. Turgut Özal'dan Tansu Çiller'e ve Ecevit'e kadar uzayan geniş bir liste bu.
- AB ile ilişkileri DPT, Odalar Birliği, İstanbul Sanayi Odası, TÜSİAD gibi kamu kuruluşu ve derneklerle konuştum. Vehbi Koç, Sakıp Sabancı, Nejat Eczacıbaşı, Feyyaz Berker, Ertuğrul Soysal, Mümtaz Zeytinoğlu, Nuh Kuşçulu, Nurullah Gezgin, Sinan Aygün ve daha niceleri ile konuştum, tartıştım.
- Bilsay Kuruç'tan Osman Okyar'a kadar geniş bir yelpazede akademisyenlerle fikir alışverişim oldu.
- Gazeteciler arasında bu konuyu konuşmadığım insan kalmadı sanıyorum. Her görüşten gazeteci ile konuştum ve fikir alışverişinde bulundum. Ali Gevgilili gibi zarif insanlardan diğer uçtakilere kadar sesimin, soluğumun gitmediği insan bulunduğuna inanmıyorum. Asistanlığımdan beri gazete ve dergilerde yazı yazdığım için zaten "basının" dışında da sayılmazdım.
- Düşünce dünyasında ve akademik hayatta benden bir önceki nesli teslim eden Osman Okyar, Gülten Kazgan, Oktay Yenal, Sencer Divitçioğlu, İdris Küçükömer, Haydar Kazgan, Besim Üstünel, Suat Bilge, Cavit Orhan Tütengil, Suna Kili gibi akademisyenlerle değişik ortamlarda beraber olduk.
Attilâ İlhan'dan Halit Refiğ'e, Demir Özlü'den Hilmi Yavuz'a kadar birçok insanla hayatım 1966'dan bugüne kadar bazı aralıklarla kesişti durdu.
Türkiye-Avrupa ilişkilerini, Türkiye-Batı ilişkilerini konuştuk, tartıştık. Bir kısmı ile görüşmelerimiz hâlâ sürüyor.
- Bürokrasi ve askerlerle hayatım hep kesişti durdu. Dışişlerinde, Devlet Planlama Teşkilatı'nda birçok arkadaşım oldu. 30 yaşından itibaren Harp Akademileri'ne derslere ve konferanslara gittim. Genelkurmay başkanı, kuvvet komutanı olmuş öğrencilerim var. Bürokratlar ve askerler ile Avrupa meselelerini 30 yaşımdan beri konuşuyorum, tartışıyorum.
Hele bir olay var ki bir hafta boyunca televizyonları ve gazeteleri işgal etti. 7 Mart 2002'de İstanbul'daki Harp Akademileri'nde düzenlenen bir seminerde, benim AB ile ilgili yaptığım konuşma, MGK Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç tarafından desteklenince Türkiye'de yer yerinden oynadı.
Bu kitapta, birinci ciltten başlayarak bizzat içinde bulunduğum tüm olayları kaleme aldım.
Başbakanlarla, bakanlarla yaptığım görüşmeler ve tartışmalarım da buna dahil. İşadamları ve işçi sendikaları temsilcileri ile görüşmeler ayrıntılı olarak anlatılıyor.
Bürokrasi ve akademik çevrelerle olan ilişkiler tek tek sergileniyor.
Kullandığım Yöntem
Bu kitapta yer alan "malzemeler" şunlardır;
- Benim Türkiye-Avrupa ilişkileri üzerine yayınladığım çok eski makalelerden önemli bulduğum bazılarını kullandım. Bunlar okunduğu zaman, özellikle 1970 yılından itibaren, Katma Protokol ile birlikte Türkiye-AET (AB) ilişkilerinin hangi zeminde yürüyerek bugüne gelmiş olduğu daha iyi görülüyor. Yalnız iktisadi boyutuyla değil; siyasi, sosyal, kültürel ve askeri boyutlarıyla işler kimler tarafından nasıl yönetilmiş ve yönlendirilmiş, bunu anlıyoruz.
- Benim yaptığım açıklamaların (beyanat) ve söyleşilerin konuya ışık tutan kimi bölümleri, kaynak gösterilerek kullanıldı.
- Yazı ve görüşlerim karşısında diğer siyasilerin, akademisyenlerin ve köşe yazarlarının yazdıkları bazı ilginç yazılardan alıntılar yapıldı. Oktay Ekşi'den Murat Belge'ye, Abdullah Gül'den Güngör Uras'a kadar iki yüzün üzerinde siyasetçi, işadamı, sendikacı, akademisyen ve gazetecinin AB'ye ilişkin değerlendirmelerim üzerinde gösterdikleri tepkiler burada yer alıyor. Türkiye dışında da yorum yapanlar oldu. Yabancıların çalışmalarımla ilgili yorumlarına da yer verdim.
- Türk ve yabancı dergilerde Türkiye-Avrupa Birliği üzerinde çok sayıda makale yayınladım. Bunların bazılarından alıntılar yer aldı.
- DPT, İGEME, İSO, Merkez Bankası, TÜSİAD gibi kurum ve dernekler de kendi yayın organlarında bazı makalelerime yer verdiler. Bunlardan da bazı alıntılar yapıldı. Sadece benim görüşlerim açısından değil, söz konusu kurumların "eski yıllardaki çok farklı tutumları açısından" da bu yazılar birer belge niteliğini taşıyor. Özellikle, Türkiye'nin iç dengelerinde ortaya çıkan yeni planlamaların anlaşılması bakımından yararlı olacağını düşünüyorum.
- AB ile ilgili görüşlerime bağlı olarak, Turhan Selçuk, Semih Balcıoğlu gibi bazı seçkin karikatüristlerimizin çizgilerine de yer verdim. Bunlar AB ile ve benimle ilgili olan çizgilerdir.
Ayrıca, bazı toplantıları ve görüşmeleri belgeleyen resimlerin de kitapta yer almasını çok normal karşılamak gerekir. Vehbi Koç, Turgut Özal, Bülent Ecevit, Tansu Çiller, Emile Noel ve daha birçokları ile çekilen fotoğraflarımız kitabı süslemiş bulunuyor. Resimlerde kimler yok ki? Peres de Cuellar'dan Denktaş'a; Feyyaz Berker'den Ertuğrul Soysal'a birçok kişi var.
Kitabımda şu üç faktör birbirlerini tamamlamaktadır:
- Olayın kendisi "Türkiye-AB ilişkileri"dir.
- Erol Manisalı, 1970'ten itibaren bu ilişkilerin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.
Kısacası bu kitapta, konuyla ilgili makaleler, kitaplar, dersler ve konferanslar; gazete ve dergilerde yazdığım makaleler ve verdiğim konferanslardan bazı bölümler; Türkiye-Avrupa ilişkileri ile ilgili sektörel çalışmalar; siyasilerle bu konuda temaslar, sohbetler; iş ve işçi çevreleri ile bu konudaki ilişkilerim; bürokrasi ve sivil toplum kuruluşlarına yönelik olarak yaptığım faaliyetler ve Türkiye-Avrupa ilişkileri ile ilgili olarak yurtdışında verdiğim elliden fazla konferanstan kimi anılar bulunuyor. Yürütmekte olduğum bu faaliyetler, Türkiye-Avrupa ilişkilerinin bir parçasıdır. Bir akademisyen ve bir düşünür olarak Türkiye-Avrupa ilişkilerinin içinde yaşadım ve halen yaşamaktayım.
- 3-Türkiye ve Avrupa ilişkilerinin içinde, "olayın kendisi ve Erol Manisalı'nın beraberinde" yüzlerce kişi vardır. Tabii ki binlercesi,
on binlercesi vardır; ancak "benim Erol Manisalı olarak, AB bağlamında konuştuğum, yazıştığım, karşı karşıya geldiğim" önemli şahsiyetler kuşkusuz sınırlı sayıda kişiden oluşuyor: Kimi akademisyenler, kimi yabancı Türkologlar, kimi sendikacılar, işadamları, bürokratlar, askerler ve tabii ki kimi önemli siyasiler. Kısacası AB bağlamında hayatımın kesiştiği ve benim seçerek bu kitaba aktardığım kişiler 200 kadardır. Bu liste Vehbi Koç'tan Peres de Cuellar'a, Tansu Çiller'den Turgut Ozal'a kadar uzanıyor.
Bu kitapta söz konusu "üç faktör" çalışmanın esasını oluşturmaktadır. Türkiye ve Avrupa ilişkilerinin seyri, Erol Manisalı'nın bunun içindeki yeri ve Erol Manisalı'nın "karşı karşıya kaldığı" kişiler ve kurumların toplamından oluşmaktadır.
Bu kitap sadece benim yaklaşımlarımdan ve değerlendirmelerimden oluşan bir kitap değildir. Benim yazdıklarıma ve söylediklerime karşı ortaya konan düşünceler de bu kitabın önemli bir bölümünü oluşturuyor.
Böylece okurlar hem Türkiye-Avrupa ilişkilerinde meydana gelen gelişmeleri her boyutu ile görecekler; hem de "benim bu süreçteki işlevimi" değerlendireceklerdir. Bunun "şahsi bir misyon" olarak algılanması çok yanlış olur. Görüştüğüm ve tartıştığım siyasiler, bürokratlar, akademisyenler, askerler ve iş çevreleri ile, "bu temaslarım çerçevesinde ortaya çıkan gerçekler de" böylece gözler önüne serilmiş olmaktadır.
Diğer bir deyişle, basma ve ekranlara yansımayan ve perde arkasında saklanan birçok gerçek de kamuoyunun bilgisine sunuluyor.
Türkiye-Avrupa ilişkilerinde siyasi parti liderlerinin gerçek düşünceleri nelerdir? Yanlışlar, "programlı ve planlı bir biçimde" kimler ve hangi çevreler tarafından yaptırılmaktadır? Askerlerin, üniversite çevrelerinin, iş çevrelerinin ve kimi entelektüel çevrelerin Avrupa'ya yaklaşımlarında tutarsızlıkların ortaya çıkışı hangi nedenlere dayanmaktadır?
Bu kitabımda gerek benim, gerek başkalarının ağzından ortaya konan gerçekler ve değerlendirmeler bu soruların yanıtlarını büyük ölçüde vermektedir. 1970'ten bugüne kadar Türkiye ile AB (AET) arasında meydana gelen gelişmelerin "özellikle kamuoyundan gizlenen yönleri" bu kitapta sergilenmiş oluyor.
- Bazen belgelerin, raporların, anlaşma metinlerinin ortaya konduğunu;
- Bazen benim AB'ye ilişkin temaslarım ve görüşmelerim çerçevesinde olayların sergilendiğini;
- Bazen de Bülent Ecevit'ten Hasan Pulur'a kadar 200'ün üzerinde kişinin benim görüş ve değerlendirmelerim karşısındaki "tutumlarını nasıl ortaya koyduklarını" göreceksiniz.
Bu yönü ile Türkiye'nin bugünü ve yarını arasındaki köprüleri kurarken, yakın geçmişte meydana gelen olayların yarattığı yapılanmayı, olumlu ve olumsuz tüm yönleri ile anlayabileceğiz.
Bu kitapta ayrıca, Türkiye-Avrupa ve Türkiye-AB ilişkilerinin yarınını anlayabilmek için de önemli ipuçları sunulmaktadır. Böylece bugün yönetimde olan siyasilerin, bürokratların ve iş çevrelerinin AB'ye ilişkin tutumlarını daha net görme olanağına kavuşacağız.
"Nedenleri" ve "bu nedenleri üreten çevreleri" bir fanusun içine yerleştirip okurlarıma sunmaya çalıştım. "Nedenleri", "kendi işlevsellikleri içinde" tespit edebildiğimiz zaman, çözüm yollarını da bulabiliriz. Aksi halde çözüme ulaşmamız imkânsız hale gelir.
Ben bir bilim insanıyım ve Türkiye-Avrupa ilişkileri uzmanlık alanım içinde. Bir akademisyen olarak bu ilişkileri objektif bir gözle değerlendirdim, iktisat ve siyaset bilimi çerçevesinde ve entegrasyon teorileri kapsamında gelişmeleri ortaya koydum.
Bunun yanında "karar verici kurumların" karar mekanizmaları içindeki güdülerini (motivasyonlarını) değerlendirdim. "Maksimizasyon modelini" belirlemeye çalıştım.
- Türkiye-Avrupa (AB) ilişkilerinde Türkiye'nin politikası neydi?
- Gerçekten Türkiye'nin bir AB politikası var mıydı?
- Yoksa "azınlıkta kalan, ancak yönetimde etkili olan" bazı iç ve dış odaklar AB ile ilişkileri fiilen sürüklüyorlar mıydı?
- Eğer böyleyse, bu odaklar kimlerden oluşuyordu? Bazı sermaye çevrelerinin, bazı bürokratik çevrelerin, ABD ve AB'nin bu odaklarla ilişkileri nasıl kurulmuştu?
- 1970'li yıllarda, benim söylediklerimi dikkate alan kimi iş çevreleri, neden 1990 sonrasında 180 derece değişmişlerdi?
işçi sendikalarından işadamlarına, siyasilerden bürokrasiye kadar temas ettiğim bu çevrelerin 1970'li yıllardan 2000'li yıllara kadar "nasıl bir kimyasal değişime uğradıklarını" bire bir yaşadım. Koç grubundan müteahhitlere, Sakıp Sabancı'dan Sinan Aygün'e kadar, "ayrışan veya birleşen cephelerin" değişimlerini kitapta bulacaksınız.
1970'li yıllarda AB (AET) konusunda benimle işbirliği yapan iş çevreleri, 1990'lı ve 2000'li yıllarda neden değişmişlerdi?
Siyasilerle, işadamlarıyla, sendikalarla, bürokratlarla ve askerlerle bire bir temaslarımdan ilginç bir tablo ortaya çıktı. Ben değişmemiştim ama onlardan bazıları değişmişti.
Üstelik bu değişiklikler Türkiye'nin iktisadi, siyasi, askeri ve kültürel çıkarları ile örtüşmüyordu. "Biz değiştik" diyen bu iktisadi ve siyasi çevreler, "artık Türkiye'yi onların gözlüğü ile görüyor ve değerlendiriyorlardı. "
- 35 yıl boyunca ben bu değişimi şahıslarda izledim. Bunlar siyasetçi, bürokrat, işadamı, akademisyen, sendikacı, gazeteci olan kişilerdi.
- Kurumların nasıl değiştiğini gördüm. DPT'den üniversitelere, iktisadi "derneklerden" siyasi partilere ve gazetelere kadar bunların içinde oldum.
Avrupa konusundaki yaklaşımlarını belirleyen güdüleri gördüm. 1970'li yıllarda "kendi fikrine ve vicdanına" önem veren bazı arkadaşlarımın, daha sonra "patronların, kapitalizmin ve emperyalizmin emrine nasıl girdiklerini" birinci elden gözledim.
Bu yaşadığım olayların önemli bir bölümü ve Avrupa ile ilişkiler konusundaki tespitlerim bu kitabın içinde yer aldı.
Kitaptaki değerlendirme, belge ve anılarım 1970 yılından başlıyor. Ancak benim Avrupa ve Türkiye-Avrupa ilişkileri üzerindeki ilgim ve ilişkim 1962-63 yılına kadar gidiyor.
Öğrencilik ve asistanlık yıllarımda Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı'nda (TMGT) çalışmaya başladıktan sonra TMGT'nin Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı oldum. TMGT, Avrupa Konseyi'ndeki gençlik örgütü Council of European National Youth Commities'in (CENYC) üyesi idi. Ben de TMGT adına bütün CENYC toplantılarına katılıyordum.
Avrupalı gençlerle bütün gençlik sorunlarını tartışıyorduk. "Gençlik ve işçi sendikaları" seminerlerinden "Avrupa'nın kültürel kimliği" tartışmalarına kadar, yılda 5-6 defa toplantılara katılmaya başlamıştım.
Bu faaliyetlerim 1969 yılına kadar sürdü. 6-7 yıl boyunca CENYC toplantılarına katılmak benim gözümü açmıştı. Norveç'ten İsviçre'ye, Lüksemburg'dan İngiltere'ye kadar gitmediğim yer kalmadı. Avrupa'da sadece gençler ile değil siyasetçiler, sendikacılar, işadamları, akademisyenler, bürokratlar ve hatta sanatkârlar ile genç yaşımda karşı karşıya gelip tartışma fırsatım oldu.
Daha 1960'lı yıllarda Avrupa ve Türkiye-Avrupa ilişkileri konusunda fikirler kafamda şekillenmeye başlamıştı. UNESCO bursu ile Londra'da bulunduğum yıllarda, Avrupa'yı ve Avrupalı'yı daha iyi anlamaya başladım.
Batı ile Doğu, yahut "Batılılık ve Doğululuk" arasında sıkışıp kalmış Türkiye'yi elimle tutmaya başlamıştım bile.
1966 yılında, Londra İktisat Okulu'nda (London School of Economics), Türkiye'yi tanıtım sergisinin hazırlıklarını yaparken karşılaştığımız sorunlar ve Yunanlı öğrencilerin engellemeleri, gerçekleri adeta yüzümüze vuruyordu. Birkaç yıl öncesinde, 1963 Noel'inde, yani "Kanlı Noel"de Rumların Türklere saldırıları karşısında Batı'nın sessizliği, kuzuların değil, "kurtların sessizliğinin" bir göstergesi gibiydi benim için.
Bu gerçeği, o yıllarda sebepleri ile görmeye ve değerlendirmeye başlamıştım. Ama bu kitapta bunlara yer vermek istemiyorum. Makalelerimin, kitaplarımın, konferanslarımın ve raporlarımın yayınlanmaya başladığı 1970 yılından başlayarak bu kitabı hazırladım.
1970 öncesinde de yayınlarım oldu kuşkusuz. Bunlar Avrupa konusunda değildi. Daha çok dış ticaret üzerine yazılmış makalelerdi. Bu kitabın kapsamı dışında kalmalıydılar. Daha önce de belirttiğim gibi, Türkiye-Avrupa ilişkileri alanındaki meseleler kitabın konusunu meydana getirmiş bulunuyor.
Şuna da açıklık getirmem gerekir; öyle meseleler var ki Türkiye-Avrupa ve Türkiye-AB ilişkilerinin içinde doğrudan doğruya bulunmasa bile dolaylı olarak bu ilişkileri etkileyebilirler. Türkiye-ABD ilişkileri veya Kıbrıs sorunu, Avrupa ile ilişkilerimizde kimi zaman doğrudan doğruya, kimi zaman dolaylı olarak etkili oldular ve halen de oluyorlar.
Bütünü Görmek Önemlidir
Bu kitapta, Türkiye-Avrupa (AB) arasındaki ilişkileri ortaya koyarken olayın bütününü gözden kaçırmamaya çalıştım. Örneğin Vehbi Koç veya Ertuğrul Soysal ile temaslarımda, onların Avrupa'ya ilişkin duruşunu anlamaya çalışırken, olayı işadamlarının ve şirketlerinin dışında da görme gayreti içinde oldum.
Veya Tansu Çiller 25 Şubat 1995'te bana "On gün sonra Gümrük Birliği bu hali ile imzalanacak, yapacak bir şey yok" dediğinde meseleye daha geniş baktım. Başbakan'ın "imzalanmaması gereken bu belgeyi imzalamaktaki ısrarının arkasındaki nedenleri" görmeye çalıştım. Göz göre göre, "anayasaya aykırı ve tek yanlı bir belge" niçin imzalanıyordu? Bu işin ne hukuki, ne siyasi ve ne de iktisadi mantığı vardı; bütün bu mantıksızlıkları benimle birlikte kimi akademisyenler, düşünürler objektif ölçüleri de kullanarak anlatıyorduk. "Batı'nın Türkiye'ye biçmek istediği yeni elbise gereği" imzalanıyorsa, bu elbise neydi? Bütün bu unsurları görmemizi sağlayacak malzeme ve değerlendirmeleri de kitaba koymaya çalıştım. Son geldiğimiz noktayı, yetmişli yıllardan itibaren ele aldım.
Bütünü göremediğimiz zaman, yanılma ve gerçekleri görememe olasılığı da artar. Ayrı ayrı mikro meselelere takılıp kalırız. Olayın genel boyutunu ve esasını kaçırabiliriz.
Bu nedenle, bir madde ile uğraşırken bu küçük meselenin büyük mesele içindeki yerinin ne olabileceğini hatırlatan ve gösteren bağlantıları kurmaya çalıştım.
iktisatçıların çok sevdikleri bir deyimle, "statik bir analiz yapmadım, kısmi denge sınırları içinde sıkışıp kalmamaya gayret ettim." Bu kitabın Türkiye-Avrupa ilişkilerini içeren bir yakın tarih kitabı olduğunu söylemek zor. Bu boyutu da olmakla birlikte, tarih kitaplarında kullanılan yönteme uymayan bir uygulama içinde kaleme aldım. Kendi anılarım, karşılaştığım olaylar, başkalarının tepkileri ve daha birçok şey bunun içine serpiştirildi.
Daha bağımsız bir "üslup" içinde kalabilmek ve çizgi dışı olayları okurlarıma sunabilmek için bu yöntemi tercih ettiğimi söyleyebilirim.
Geniş bir okur kidesine ulaşabilmek için, rahat okunan, bilimsel disiplinin sıkıcılığı (!) içine girmeyen bir yol izledim. Bu, kimilerine göre "özveri", kimilerine göre de "bencillik" olarak değerlendirilebilir.
Samimi olarak ifade etmem gerekirse, geniş bir okur kitlesi ile iletişim kurmak istedim. Çünkü Türkiye-Avrupa ilişkileri, dünya tarihinde bir ülkenin halkının aldatılması konusunda benzeri olmayan bir örnektir. Seçilmiş yönetimler kendi halkını aldatmışlardır. Geçmişte "sunaklara" insan adanması gibi, koskoca bir ülke feda edilmek istenmiştir.
On milyonlarca insan, kurşunun eritilip kalıplara dökülmesi gibi yönlendirilebilmiştir. Bu boyutu ile Türkiye-AB ilişkileri, adını örtülü faşizm, oligarşi, sömürgeleşme, ne koyarsak koyalım, bilinçli ve programlı yürütülmüş bir süreçtir.
Başlangıçta bilinçsiz, yarı bilinçli hatta tesadüfi olarak ortaya çıkan gelişmeler, 12 Eylül 1980'den sonra programlı, planlı, düzenli bir tünelin içine sokulmaya başlandı.
Kitabı okudukça bu gerçekleri en başta görmeye başlayacaksınız. Ama yavaş yavaş her birimizin işin içine nasıl sokulduğumuzu bütün açıklığı ile anlayacaksınız.
Gençlik yıllarımdan itibaren hayatım, akademik dünyam, kişisel ilişkilerim Türkiye-Avrupa ilişkileri etrafında dolandı durdu. Hayatımın "olgunlaşmış döneminde" de bu meselenin içinde var gücümle çalışıyorum. Kitaplar, makaleler yayınlıyorum; dersler, konferanslar veriyorum; televizyon programlarına çıkıyorum.
Türkiye-Avrupa ilişkileri konusunda, 10'dan fazla kitap yayınladım. Makalelerimin sayısını bilmiyorum. Türkiye'nin Avrupa ile ilişkileri konusunda çabalarımı sürdürüyorum.
Bu kitap Türkiye-Avrupa ilişkilerinin yakın tarihini tahlil etmesi yanında, benim kişisel çalışmalarımı da ortaya koymaktadır. Benim kişisel çalışmalarımın "başka kişiler tarafından ne şekilde değerlendirildiğini de" burada okuyacaksınız. 200 dolayında önemli şahsın "benim üzerimden konuya yaklaşımları" kaleme alındı. Gazetelerde, dergilerde yer alan ifadelerinden yararlanıldı.
Bu kitap 1970'te başlayıp 2000'li yıllara uzanan ve beş ciltten oluşan çalışmamın ilk kitabıdır.
Birinci kitaba Ortak Pazar'dan AB'ye Hayatım Avrupa adını vererek sınırlamak istedim.
Diğer kitaplarımda konunun nasıl derinleştirilerek yürütüldüğü ortaya çıkacaktır.
Cumhuriyet Kitapları'nın Türkiye-AB ilişkilerinin yakın geçmişini kapsayan bu diziyi yayımlaması beni ayrıca mutlu etmiştir.
Erol Manisalı
EROL MANİSALI
ORTAK PAZAR'DAN AVRUPA BİRLİĞİ'NE
"Hayatım Avrupa" dizisinin birinci cildi olan bu kitap, Türkiye-AB ilişkilerinde 1970-1982 arasındaki gelişmeleri bütün ayrıntılarıyla ele alıyor:
• Ecevit, Demirel ve bürokrasinin tutumları
• Dışişleri ile DPT arasındaki çatışmalar
• TÜSİAD'ın DPT'ye yakın durarak Dışişleri'ne karşı çıkması
• Vehbi Koç'un tutumundan Ralf Dahrendorf ve Emile Noel'e uzanan zincirde, bugüne ulaşan olayların başlangıcı
Bugünün kimler tarafından nasıl hazırlandığını belgelerle anlatan kitap, Türkiye'de bugünkü kutuplaşmanın temellerinin nasıl atıldığını, Avrupa ile ilişkiler üzerinden inceliyor.
|
|
AVRUPA'NIN ASKERLE KAVGASI Hayatım Avrupa 4
Erol Manisalı
|

"Hayatım Avrupa" dizisinin bu dördüncü cildinde 1996-2002 döneminde Türkiye-AB ilişkileri anlatılıyor.
• AKP hangi koşullarda iktidara g...
Detaylı Bilgi |
15.00 10.50
|
|
ASKERİ DARBEDEN SİVİL DARBEYE Hayatım Avrupa 2
Erol Manisalı
|

"Hayatım Avrupa" dizisinin bu ikinci cildinde, 12 Eylül askeri darbesinden "piyasacı sivil darbe"ye nasıl geçildiği, 1...
Detaylı Bilgi |
15.00 10.50
|
|
|
| BATI'NIN YENİ TÜRKİYE POLİTİKASI |  | | Bu kitap Batı'nın yeni Türkiye politikasını hem Batı açısından hem de Türkiye'deki destek ve tepkiler açısından ele almaktadır... Detaylı Bilgi | 9.10/ YTL | |
|
|  | | KADIN OLMAK |  | | Biz de Zeynep Oral'la birlikte yaşıyoruz dünya kadınlarının acı mı acı gerçeklerini... Güzel yazılmış, coşkuyla, sevgiyle, inan&ccedi... Detaylı Bilgi | 14.00/ YTL | |
|
|
BATI'NIN YENİ TÜRKİYE POLİTİKASI Erol Manisalı |  | | Bu kitap Batı'nın yeni Türkiye politikasını hem Batı açısından hem de Türkiye'deki destek ve tepkiler açısından ele almaktadır... Detaylı Bilgi | 9.10/ YTL | |
|
|  | AVRUPA'NIN ASKERLE KAVGASI Hayatım Avrupa 4 Erol Manisalı |  | "Hayatım Avrupa" dizisinin bu dördüncü cildinde 1996-2002 döneminde Türkiye-AB ilişkileri anlatılıyor.
• AKP hangi koşullarda iktidara g... Detaylı Bilgi | 10.50/ YTL | |
|
|
6 AY İşgal, Hüzün, Hazırlık Alev Coşkun |  | Alev Coşkun'un titiz ve usta kaleminden Mustafa Kemal Paşa'nın Şam'dan geldiği 13 Kasım 1918'den Samsun'a hareket ettiği 16 Mayıs 1919' a kadar ... Detaylı Bilgi | 22.00/15.40 | |
|
|  | ASKERİ DARBEDEN SİVİL DARBEYE Hayatım Avrupa 2 Erol Manisalı |  | "Hayatım Avrupa" dizisinin bu ikinci cildinde, 12 Eylül askeri darbesinden "piyasacı sivil darbe"ye nasıl geçildiği, 1... Detaylı Bilgi | 15.00/10.50 | |
|
|
| | Yazar Hakkında | | | Erol Manisalı |
|
| |