Yunanlılar İzmir'den Anadolu içine sarkıyorlar. Komşu il ve ilçelerin işgal edildiği haberleri geliyor. Kimi kasabalar, kurşun atmadan teslim oluyor. Çaresizlik burgu gibi yürekleri oyuyor. Ne yapmalı?... "Kuvayı Milliye'nin Kuruluşu" Ödemiş'ten başlayan bu süreci ve sonrasında yaşanan günleri akıcı bir dille ve gün gün anlatıyor.
SUNUŞ
Ege'de bir kasaba. Düşman ordusu bekleniyor. Türkler kurbanlık koyun gibi. Rumlar evlerinde mavi beyaz Yunan bayrağı dikiyorlar. 15 Mayıs 1919'da Yunan askeri Kordonboyu'na çıkmış. Körfez'deki İngiliz, Fransız, İtalyan, Amerikan harp gemileri işgali destekliyor. Yunanlılar İzmir'den Anadolu içine sarkıyorlar. Komşu il ve ilçelerin işgal edildiği haberleri geliyor. Kimi kasabalar, kurşun atmadan teslim oluyor. Çaresizlik burgu gibi yürekleri oyuyor. Ne yapmalı?.. İnsanların gönlünde hüzün yaprak yaprak dökülüyor. Yurtseverler toplanıyorlar. İçlerinde "Ya istiklal, ya ölüm" diyenler var. Ama boyun eğmekten gayrı seçenek bulunmadığını söyleyenler de var. On binlerce Yunan askerine karşı bir avuç insan ne yapabilir?.. Deneyimli olanlar "makul" şeyler söylüyorlar. Teslim olmaktan başka çare yok. İlçenin kaymakamı İstanbul'da padişaha, İzmir'de valiye resmen bağlı. Bir çılgınlık gibi görüyor direnmeyi. Birinci Dünya Savaşı'nda koskoca Osmanlı İmparatorluğu yenilmiş. Şimdi bu büyük kuvvete karşı bir avuç Ödemişli mi karşı koyacak?.. Yürekler ikircikli. Jandarma kumandanı sonuna dek direnmeden yana. Gençler coşkulu. Halkın arasına coşkuyla karamsarlığın, çaresizlikle öfkenin arasında kolan vuranların gelgitli salıncakları kurulmuş. Kasabanın Rumları kapalı kapıların ardında "mutlu gün"ü iple çekiyorlar:
Bir gerilim filminin senaryosunu yazıyor tarih... 15 Mayıs 1919'dan sonra yaşanan en uzun 15 gün, yurtseverlerin bıçak sırtında soluklarını kestiği zaman dilimidir. Ne olduysa 16'ncı günde oldu.
****
Elinizdeki kitap, Yunan birlikleri İzmir'de Kordonboyu'na çıktıktan sonra yaşanan yoğun sürecin kısa tarihidir. Kuvayı Milliye'nin sancılı doğum günlerini gün gün anlatıyor; ama, bu anlatım Ödemiş'le sınırlı değildir. Çünkü Ödemiş Ege'dedir; Ege, Anadolu'dadır; Anadolu, Osmanlı İmparatorluğu kapsamındadır; Osmanlı İmparatorluğu İzmir'i işgal eden emperyalist gücün coğrafyasında yenilgiye uğramış bir batıktır. Eğer bütün olaylar o günün dünyasında evrensel enlem ve boylamlarına oturtulmazsa ufuksuzlaşır. Alev Coşkun, bu ufku da değerlendiren bir çalışmanın gerçekçi yöntemiyle, "İlk Kurşun Tepesi"nde Kuvayı Milliye'nin Yunan askeriyle ilk kez nasıl göğüs göğüse çatıştığını anlatıyor; işgal ordusuna halk direnişinin ilk sayfasıdır bu, bir dönüm noktasıdır.
Niçin?..
Çünkü "halkın düşman işgali karşısında etkisiz ve eylemsiz durumu 29-31 Mayıs 1919'da Ödemiş'te değişti."
****
Alev Coşkun'un kitabında tarihsel gerçekler saydam ve duru bir Türkçeyle sergileniyor, belgeleniyor, dile getiriliyor. Kitabın sayfalarına yer yer serpilmiş şiirler, büyük ozanlarımızın ürünleridir; çünkü nerede tarihsel bir destan varsa, orada şair de vardır, şiir işin içine karışır.
Homeros'un Troya Savaşı'nda boy atması bir raslantı değil... Ancak, elinizde tuttuğunuz kitaptaki şiirler bir destanın dizeleri olsa bile yaşananlar yüzde yüz gerçeğin ta kendisidir; Ödemiş'teki yerel direniş kıvılcımı, daha sonra Anadolu'daki ateşi körükleyip yalazlandıracaktır.
Kitabın yazarı yapıtını hazırlamak için ilginç bir zamanı seçmiş; Türkiye'de bugün "Yeni Mandacı"ların sesleri duyuluyor, ülkenin parçalanmasından söz açılıyor, Sevr yandaşları Lozan'a karşı çıkıyor, Kuvayı Milliye ruhu ile alay edilmeye çalışılıyor.
Sanırım önümüzdeki günlerde "Kurtuluş" tarihimize her zamankinden daha çok başvurmak zorunda kalacağız.
Alev Coşkun'un siyasal yaşamda uzun bir geçmişi ve onurlu savaşımı var; ama, gerçek kişiliği edebiyat ve bilime aşılanmıştır; bunların üstüne Ödemiş sevgisini de eklerseniz elinizdeki kitabın anlamı özel açıdan da değerlenebilir.
Evet, bu kitapta Ödemiş toprağının nabzı vuruyor.
İLHAN SELÇUK
BİRİNCİ BASIMA ÖNSÖZ
BU ARAŞTIRMA NEDEN YAPILDI?
Ödemiş'te doğdum. Cumhuriyet kuruluşunun ilk on yılını doldurup aşmıştı. İlkokul çağlarında, Mayıs'ın son günü, ilçenin İzmir yönüne uzanan karayolunun on kilometre ötesindeki İlkkurşun tepesinde "İlkkurşun Savaşı" töreni yapılırdı. Nutuklar söylenir, Kuvayı Milliye'nin bu tepelerde yayılmacı emperyalist güçlere karşı ilk direniş savaşı verdikleri anlatılırdı. Çocuk belleğimde kalan en önemli cümle bu idi.
Bu törene katılanlardan kimileri pırıl pırıl parlayan altın İstiklal Madalyalarını sol göğüslerinin üzerine takarlardı. Onlara başköşeler verilirdi. Henüz olan bitenleri bilinçli olarak algılayamıyordum.
Yıllar geçtikçe, bu tören yapılmaz oldu. Unutuldu. Ben de unutup gittim.
1960'lı yılların ikinci yansında New York Üniversitesi'nde doktora çalışmaları yapıyordum. Doğal olarak, Türkiye üzerine yazılmış, yabancı eserleri de okuyordum.
Prof. B. Lewis'in o sırada yeni yayımlanan "The Emergence of Modern Turkey" (1) adlı kitabını okurken bir paragraf beni New York'tan aldı, Ödemiş'teki çocukluk günlerime götürdü. O paragrafı aynen alıyorum:
"15 Mayıs 1919 günü İngiliz, Fransız ve Amerikan savaş gemileriyle korunan bir Yunan ordusu İzmir'e çıktı; şehri ve civar bölgeleri sistematik bir şekilde işgal ettikten sonra, doğuya doğru İç Anadolu'ya ilerlemeye başladı.
...Bizans Megalo İdea'sının Osmanlı Türk Devleti için gösterdiği büyük tehdit, onu görebilenler için yeter derecede açıktı; Yunan işgalinin Türk halkı üzerindeki sadmesi, işgal ettikleri bütün alanlarda hissedildi. Türk tepkisi şiddetli ve birden oldu. İstanbul'da işgal ordularının silahları altında büyük protesto mitingleri ve gizli direnme hareketinin ilk başlangıçları oldu. 23 Mayıs'ta Sultanahmet Meydanı'nda büyük bir kitle gösterisi yapıldı. Anadolu'da küçük bir Türk grubunun Yunan kuvvetlerini durdurmak için çarpıştığı Ödemiş'te 28 Mayıs'ta ilk silahlı çatışma oldu ve Yunan ileri hattı boyunca gerilla savaşı birden alevlendi. Türkler istilacıya karşı ayağa kalkmaya hazırdı; yalnız lider bekleniyordu." (2)
Bu satırlarda, çocukluğumda Ödemiş'te, İlkkurşun tepelerinde söylenenler belleğimde yeniden canlanmıştı. Sanki İlkkurşun tepesindeki töreni yaşıyordum. Çocukluğumda söylenenler bir yabancı bilim adamı tarafından aynen tekrarlanıyordu. O gün, olanak bulursam Prof. Lewis'in de üzerinde durduğu bu "İlk Çatışma"yı, bu alevlenen "gerilla savaşı"nı belgelendirmeye karar verdim.
Üniversite, politika ve bürokrasideki çeşitli görevlerden sonra 1992'de başladığım Cumhuriyet Gazetesi'ndeki görevimin bana sağladığı kültürel ve aydınlanmacı çevre içinde bu araştırma gerçekleşti.
Çalışma, 9 bölümden oluşuyor. Giriş bölümünden sonraki bölüm II. Dünya Savaşı'ndaki çıkar kavgalarını ve Mondros Ateşkesi'ni; III. Bölüm ise Paris Barış Konferansı'nda Anadolu'nun paylaşılmasını kısaca anlatmaktadır. IV Bölüm'de Kuvayı Milliye Nedir? sorusu geniş bir biçimde cevaplandırılmaya çalışılıyor. V Bölüm Kuvayı Milliye'de atılan ilk kurşunlar, VI. Bölüm işgalden önceki İzmir'i anlatıyor. İzmir'in işgalinin günlüğü başlığını taşıyan VII. Bölüm emperyalist güçlerin Paris Barış Konferansı'nda İzmir'in işgaline karar verdikleri 10 Mayıs 1919 gününden Ödemiş'te ilk direnişin patladığı 31 Mayıs 1919'a kadar geçen sürenin günlüğünü vermektedir.
Böylece okuyucu Paris'te, İstanbul'da, Anadolu'da olup biten gelişmeleri gün gün izlemek olanağını bulacaktır.
VIII. Bölüm, Ödemiş direnişi ve İlk Kuvayı Milliye gücünün kuruluşunu anlatıyor. Son bölümde ise değerlendirme yapılmaktadır.
Bu kitabı yazarken beni yüreklendiren ve belgelerin elde edilmesine yardımcı olan tüm dostlarıma, Cumhuriyet gazetesi yazarı Sayın Mustafa Ekmekçi, Cumhuriyet gazetesi Ankara Bürosu İdare Müdürü Sayın Mehmet Açıktan ve her soruma cevap veren Sayın Sami Karaören'e, kimi araştırmalarda yardımcı olan ve bazı bölümleri bilgisayara geçiren Gül Atmaca'ya, yine bölümleri tekrar bilgisayara geçiren Şenay Talayoğlu ve Serpil Ulu'ya, Cumhuriyet Gazetesi İşletme Müdürü Öner Çelik'e, kapak düzenini titizlikle gerçekleştiren Nazan Tacer'e, genel dizinin hazırlanmasında yardımcı olan kızım Ece Coşkun'a teşekkürlerimi sunarım.
Bu kitabı yazarken yardımlarını gördüğüm Ödemişli hemşehrilerim, İzmir'de Hür Efe gazetesi sahibi ve başyazarı Şeref Üsküp, Coşkun İnce, Gündüz Kocaman ve İnan Örsel; araştırmanın bir bölümünü okuyan değerli dost Alpay Kabacalı, Erol Toy ve hemşehrim Necdet Neydim'e teşekkürlerimi sunarım.
Araştırmaya bir önsöz yazarak beni onurlandıran ustamız, Cumhuriyet Gazetesi'nin son yaşamsal savaşında yanında bulunmaktan sonsuz keyif aldığım ve onur duyduğum Sayın İlhan Selçuk'a candan teşekkür ederim.
Baskıyı titizlikle gerçekleştiren başta Suat Tekin olmak üzere tüm Cem Ofset çalışanlarına ve modern tesisi kurarak ülkemize hizmet eden değerli dostum Dr. Oktay Duran'a içtenlikli teşekkürlerimi sunarım.
Araştırmada gerekli görülen her yerde dipnot kullanılmıştır. Ayrıca Ek Bölümü'nde konu ile ilgili belgeler, gerekli haritalar, resimler, geniş bir kaynakça ve geniş bir dizin verilmiştir. Konu ile ilgili temel kaynakların özet bir tanıtımı yapılmıştır. Ek bölümünde verilen kimi belgeler ilk kez yayımlanmaktadır.
Her araştırma kendinden sonraki bir araştırmaya yeni kapılar açar. 15 Mayıs 1919, Yunan birliklerinin İzmir'i işgal ettikleri gündür. Yunan birlikleri on beş gün süre ile Ege'de hemen hiçbir direnme görmeden yayıldılar. 31 Mayıs 1919, Yunan birlikleri ile halkın katılımıyla oluşan Kuvayı Milliyecilerin ilk kez kıran kırana savaştıkları gündür. İşte bu araştırma Kuvayı Milliye'nin en uzun on beş gününü anlatmaya çalışıyor.
Bu araştırma, Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın5 Mayıs 1919-30 Mayıs 1919 tarihleri arasındaki ilk iki haftasına ışık tutabiliyorsa kendimi mutlu sayacağım.
Alev COŞKUN
Eylül 1996
DÖRDÜNCÜ BASIMA ÖNSÖZ
Kuvayı Milliye'nin Kuruluşu kitabımız 4'üncü basıma ulaştı.
Genç-yaşlı geniş bir okuyucu kitlesinden aldığım övücü sözlere, burada alçakgönüllü ve içtenlikli teşekkürlerimi sunuyorum.
Küreselleşmenin ağır bir biçimde dayatıldığı, süper gücün Ortadoğu'ya egemen olmak için stratejiler ürettiği, Irak'ın işgaline karşın Irak'ta inanılmaz bir direnişin gözlendiği bir zaman diliminde 4'üncü basım gerçekleşiyor.
Ülkemizde Eğitim Birliği Yasası'nı ters yüz etmek isteyen bir siyasal iktidar işbaşında; Kıbrıs'ta verkurtulcular, koşulları ne olursa olsun Avrupa Birliği'ne girmek isteyenler; süper gücün her istediğini emir baş üstüne deyip yerine getirmek isteyenler; ülkeyi bölmek isteyenler, liboşlar, tatlı su demokratları özellikle basın-yayın organlarında köşe başlarını tutmuşlar.
Bu yeni mandacılar ve Sevr yandaşları ve Lozan'a karşı çıkanların karşısında, ulusalcı tavır sergileyen ve dik duruşlarda bulunanlar da küçümsenmeyecek ölçüde başgösteriyorlar.
Kuvayı Milliye'yi yeniden tanımlama zamanı geldi. Ulusal Kurtuluş Savaşı sırasında, ulusun kurtuluşu için savaşan ve uğraşanlara verilen Kuvayı Milliye sanı, artık genişledi.
Kitabımızın ilk yayınlandığı tarihten bugünlere kadar geçen zaman içinde Kuvayı Milliye Ruhu 2000'li yıllara taşındı. Şimdi, artık ulusalcı duruş sergileyen yurtseverlere Kuvayı Milliyeci sanı veriliyor. İnanılmaz derecede güzel, anlamlı ve olumlu bir gelişmedir bu...
İşte bu gelişmeler çerçevesinde kitabın 4'üncü basımı gerçekleşiyor. Bu arada kitap yeniden gözden geçirildi, kimi eksiklikler tamamlandı.
Edebiyat öğretmeni Sayın Sıtkı Badem, büyük bir özveriyle, titiz bir biçimde kitabı okuyarak, baskı hatalarını, gramer yanlışlarını düzeltti. Bu özverili ve dostluk dolu davranışı nedeniyle kendisine içtenlikli teşekkürlerimi sunuyorum.
Kitabın bu son basımında titizlikle ve özenle çalışan Cumhuriyet Kitap Kulübü Müdürü Sayın Derya Ayyıldız'a, kapak tasarımını yeniden düzenleyen Sayın A. Ümit Özkan'a, dizgi ve sayfa düzenini tekrar ele alan Sayın Serpil Ünay'a, kitabı titizlikle basan Kurtiş Matbaası'na teşekkürlerimi sunuyorum.
Kuvayi Milliye ruhunun güzel ülkemin üzerinde her zaman egemen olması dileğiyle...
Alev COŞKUN
Haziran 2005.
ALEV COŞKUN
KUVAYI MİLLİYE’NİN KURULUŞU
Bu kitap Yunan birlikleri İzmir’de Kordonboyu’na çıktıktan sonra yaşana sürecin kısa tarihidir.
Kuvayı Milliye'nin sancılı doğum günlerini gün gün anlatıyor…
… Osmanlı İmparatorluğu İzmir’i işgal eden emperyalist gücün coğrafyasında yenilgiye uğramış bir batıktır. Eğer bütün olaylar o günün dünyasında evrensel enlem ve boylamlara oturtulmazsa, ufuksuzlaşır. Alev Coşkun, bu ufku da değerlendiren bir çalışmanın gerçekçi yöntemiyle, “İlk Kurşun Tepesi”nde Kuvayı Milliye’nin Yunan askeriyle nasıl göğüs göğse çarpıştığını anlatıyor; işgal ordusuna halk direnişinin ilk sayfasıdır bu, bir dönüm noktasıdır. Alev Coşkun’un kitabında tarihsel gerçekler saydam ve duru bir Türkçeyle sergileniyor, belgeleniyor dile getiriliyor. Kitabın sayfalarına yer yer serpilmiş şiirler, büyük ozanlarımızın ürünleridir, çünkü nerede tarihsel bir destan varsa, orada şair de vardır, şiir işin içine karışır…
… Kitabın yazarı yapıtını hazırlamak için ilginç bir zamanı seçmiş; Türkiye’de bugün “Yeni Mandacı”ların sesleri duyuluyor, ülkenin parçalanmasında söz açılıyor, Serv yandaşları Lozan’a karşı çıkıyor, Kuvayı Milliye ruhu ile alay edilmeye çalışılıyor. Sanırım önümüzdeki günlerde “Kurtuluş” tarihimize her zamankinden daha çok başvurmak zorunda kalacağız.
İLHAN SELÇUK