Şeriatçı medyanın tümü, türbana getirilen yasak nedeniyle insanlara zulüm yapıldığını, bunun demokrasiye aykırı olduğunu yazıp söylemeyi en önde gelen görevleri arasına aldı.
İnsanın eski bir dizeyi değiştirip "Demokrasi diyenler bari demokrat olsa," diyesi geliyor.
En hoş değerlendirmelerinden biri de yasağın "tek tip insan yetiştirme" amacını gerçekleştirmek için getirildiğini ileri sürmeleri. Ülkede şeriat yöntemi geçerli olursa tek tip insan olmayacakmış görüntüsü vermeleri de herhalde "tek tip olacaksa benim tipim olmalı" anlamına geliyor. "Türbana özgürlük" söylemiyle ve dinsel yaklaşımla başlayan ama kaosla sonuçlanan girişim, bölücülüğün tipik bir örneğini de oluşturdu.
Tehlikenin farkında olmayanlar yüzünden laik Türkiye Cumhuriyeti sonu karanlık bir dönemece sürüklenmiş durumda.
Sunu
Elinizde tuttuğunuz kitabın ilk yazısı şu paragrafla başlıyor:
"Siyasal görüşleri dinsel simgelerle yansıtmanın en etkili yolu olarak seçilen türban (ki bilerek yanlış kullanılan adlardan biri oldu, doğrusu sıkmabaş demek gerekiyordu) aylardan beri şeriatçıların gündeminden düşmüyor."
"Cumhuriyet'ten Okurlara" köşesinde 11 Mayıs 1998 tarihinde yayımlanmış.
Nerdeyse 10 yıl önce.
Bugün varılan nokta siyasal iktidarın temsilcilerinin, siyasete atıldıkları Refah Partisi'ndeyken başaramadıklarını, parmak çoğunluğuna dayanarak başarabileceklerini sanmalarının somut bir sonucunu gösteriyor.
Dinsel bir kural olduğu bile tartışılan bir yaklaşımı anayasanın çok sayıda maddesine karşın yasalaştırmaya çalışanlar, bir yandan birlik ve beraberlikten söz ederken öte yandan da ayrıştırmanın gerçekleştirilmesi için uğraşıyorlar.
"Türbana özgürlük" söylemiyle ve dinsel yaklaşımla başlayan ama kaosla sonuçlanan girişim, bölücülüğün tipik bir örneğini de oluşturdu.
Medyadan yansıyanlar, sade yurttaşların yanı sıra, üniversitelerin, hukukçuların ve yükseköğrenim öğrencilerinin de bölündüğünü gösteriyor.
Tehlikenin farkında olmayanlar yüzünden laik Türkiye Cumhuriyeti sonu karanlık bir dönemece sürüklenmiş durumda.
Bu sunuşu yazarken, AKP Genel Başkanı ve Başbakan Erdoğan, dinleyenlerine "provokasyonlara dikkat edilmesini" öğütlüyordu.
Birden "Acaba YÖK Başkanından mı söz ediyor?" sorusu aklıma düştü.
Türkiye bu badireyi de atlatacak ve aydınlık yarınlara yol alacaktır.
Orhan Erinç
26 Şubat 2008, Suadiye
ORHAN ERİNÇ
SIKMABAŞIN BAŞAĞRISI
"Siyasal görüşleri dinsel simgelerle yansıtmanın en etkili yolu olarak seçilen türban (ki bilerek yanlış kullanılan adlardan biri oldu, doğrusu sıkmabaş demek gerekiyordu) aylardan beri şeriatçıların gündeminden düşmüyor" demişti Orhan Erinç 1998 yılında.
Gündem maddesi olarak aradan aylar değil yıllar geçti. Gelinen noktada dinsel bir kural olduğu bile tartışılan "sıkmabaş"ı, parmak çoğunluğuna dayanarak anayasanın çok sayıda maddesine karşın yasalaştırmaya çalışır oldular.
Ne var ki "türbana özgürlük" söylemiyle ve dinsel yaklaşımla başlayan ama kaosla sonuçlanan girişim, bölücülüğün tipik bir örneğini oluşturdu. Tehlikenin farkında olmayanlar yüzünden laik Türkiye Cumhuriyeti, sonu karanlık bir dönemece sürüklendi.