Öyküleri okurken "yok devenin başı" diyerek itiraz edebilirsiniz. Fakat sizi temin ederim ki, öykülerde hiçbir abartı yoktur. Her biri öyle ya da böyle yaşanabilir öykülerdir, hatta yaşanmıştır ve anlatılanlar aslında devede kulaktır!
Öykülerin yaşanmışlığı ister istemez ne zaman, nerede, kim, nasıl gibi soruları aklınıza düşürecektir. Öykülerin hangi memlekette geçtiğinin önemi asla ve kat'a yoktur. Öyküler memleketin birinde yaşanabilir, yaşanmış olabilir...
GİRİŞLİK
Yazının başlığında bir yanlışlık yok. Aynen yazıldığı gibi: Girişlik. Dilimizin güzelliğine ve dilcilerin hoşgörüsüne sığınılarak yaratılmış bir sözcük...
Nasıl ki, kahvaltı sofrasına konan yiyeceklerin tümüne birden kahvaltılık diyorsak, sebzeleri koyduğumuz rafa sebzelik adını veriyorsak, kitabın genelinin anlatılacağı bu bölümün adı neden "girişlik" olmasın!
Kaldı ki, aynı zamanda bir okur olarak, bendeniz için kitapların girişindeki "Giriş" başlıkları oldum olası itici gelmiştir. Sanki, kitabın sonunda bir "Çıkış" varmış gibi!
Sadede gelecek olursak...
Gıdıklanmak Yasaktır, "Öykülük Vaziyetler" den oluşan bir kitap... Bu tanıma uyan ilk kitap 21. yüzyılın hemen başında Yok Devenin Başı adıyla yayımlanmış ve kitabın girişinde şöyle demiştim:
Bilindiği gibi, bizim memlekette bir olayı anlatırken fazla abartanlara, "yok devenin başı" diye itiraz edilir. Yok devenin başı, "o kadar da değil" anlamını taşır.
Devenin başı aslında gövdesine göre fazla abartılı değildir. Gövdesine oranla başı abartılı olan birçok hayvan vardır. Dünyada kabul gören ideal ölçü, insanlardaki sekizde bir oranıdır. Fakat nedense devenin başı, böylesi bir itiraz sözüne sembol olmuştur...
Öyküleri okurken "yok devenin başı" diyerek itiraz edebilirsiniz. Fakat sizi temin ederim ki, öykülerde hiçbir abartı yoktur. Her biri öyle ya da böyle yaşanabilir öykülerdir, hatta yaşanmıştır ve anlatılanlar aslında devede kulaktır!
Öykülerin yaşanmışlığı ister istemez ne zaman, nerede, kim, nasıl gibi soruları aklınıza düşürecektir. Öykülerin hangi memlekette geçtiğinin önemi asla ve kat'a yoktur. Öyküler memleketin birinde yaşanabilir, yaşanmış olabilir... Memleketin birinde yaşanan öyküler ister istemez memleketimize uyarlanmıştır. Uyarlama nedeniyle memleketimizdeki kişi, kurum ve kuruluşlarla asla ilişki kurulamaz.
Kaldı ki öykülerde kişi ve kurum adları geçmemektedir. Kişi ve kurum adları geçmemesine karşın yine de kişilerin meslekleri nedeniyle memleketimizdeki meslek örgütlerinin, ilgili ilgisiz kurumların alınganlık göstermesine, özel ve kamusal kuruluşların öyküde anlatılan olayı üstlerine almasına hiç gerek yoktur.
Öte yandan öyküler memleketin birinde geçmekle birlikte okura yabancı gelmeyecektir. Okur, bazı öykülerin kahramanının kendisi olduğunu sanabilir. Okurun böyle bir kanıya varması sevindirici olmalıdır. Çünkü böylece dünyanın herhangi bir memleketinde de aynı öykülerin yaşandığı, yaşanabildiği gerçeği ortaya çıkmış demektir ve dolayısıyla memleketimiz için karamsarlığa yer yoktur.
insan insana, memleket memlekete benzer!
O zaman böyle demişim... Şimdi bu kitap, o kitabın yeni öyküler eklenerek genişletilmiş hali oluyor.
"Öykülük Vaziyetler" konusuna da açıklık getirmek ve hatta bir itirafta bulunmak gerekirse: Bu öyküler, Cumhuriyet gazetesinde 1993 yılından beri hazırlayıp sunduğum "Vaziyet" köşesine yansıyan olaylardan uyarlanmıştır ve gerçeğin ta kendisidir.
Bu girişlikten sonra buyurun şimdi, içeri girelim.
Deniz Som
Şubat 2007
DENİZ SOM
GIDIKLANMAK YASAKTIR
Bu kitaptaki öykülerde hiçbir abartı yoktur. Her biri öyle ya da böyle yaşanabilir öykülerdin hatta yaşanmıştır ve siz inanmayıp "yok devenin başı" deseniz de anlatılanlar aslında devede kulaktır!
Öykülerin yaşanmışlığı ister istemez ne zaman, nerede, kim, nasıl gibi soruları aklınıza düşürecektir. Sizi temin ederim ki öykülerin hangi memlekette geçtiğinin önemi asla ve kat'a yoktur. Öyküler memleketin birinde yaşanabilir; yaşanmış olabilir...
Memleketin birinde yaşanan öyküler, ister istemez memleketimize uyarlanmıştır. Uyarlama nedeniyle memleketimizdeki kişi, kurum ve kuruluşlarla asla ilişki kurulamaz.