Yeryüzünde hiçbir söz yoktur ki, ilk kez söylenmiş olsun!
Bunu Ortadoğu'ya da uyarlayabiliriz:
Ortadoğu'daki hiçbir gelişme yoktur ki, ilk kez yaşanmış olsun.
Bu nedenle geçmişte yaşanan olayların bugüne ve geleceğe de ışık tutabileceğini düşünüyoruz.
Yeryüzünde hiçbir ülkenin piyonlukla şampiyonluk arasında gidip gelmemesini diliyoruz!
ÖNSÖZ
Suriye, Türkiye için her şeyden önce şunu ifade ediyor:
En uzun sınırımızın olduğu ülke!
750 kilometre uzunluğundaki sınır, 20. yüzyılın gerçekleri içinde bir dizi 'sinir' sorununu da beraberinde getirdi!
Geldik 21. yüzyıla...
Sorunların ne kadarı geride kaldı ne kadarı ileride demeye fırsat bulamadan, yepyeni bir dünya düzeniyle ya da başka deyişle, düzensizliğiyle karşı karşıya kaldık.
Böyle bir ortamda Suriye'ye nasıl bakacağız?
Şaşı mı?
Dik dik mi?
Yan yan mı?
Sorunları çözmek için zorlayarak mı?
Sorunları çözemesek de bunlarla yan yana yaşamasını bilerek mi?
Bütün sorunları çözünceye dek sırtımızı dönerek mi?
İş soru üretmeye geldi mi, bitmez...
Bizim bu konudaki yeteneğimizden değil, sorunun karmaşıklığından.
Türkiye ile Suriye arasında 20. yüzyılın son çeyreğinde üç temel sorun vardı:
- Suriye'nin teröre verdiği destek.
- Suriye'nin Fırat ve Dicle'nin sularının paylaşımı için getirdiği farklı koşullar.
- Suriye'nin Hatay'ı hâlâ kendi sınırları içinde gösteren haritaları.
Bunlarından birinci şık, 1998'de bir ölçüde aşıldı. Terör örgütünün başı Abdullah Öcalan'ın bu ülke topraklarından çıkarılması ve Suriye'nin Adana Mutabakatı ile bu konuda kalıcı sözler vermesiyle, en azından uluslararası hukuka bağlandı.
İkinci şık Fırat ve Dicle'nin suyu aktığı sürece akmaya devam edecek.
Üçüncü şık konusunda Türkiye'nin kafası net ama, Suriye'nin temel bakışı şu:
Bir yakınınız komada ise, öleceğini bilseniz bile fişi çekemezsiniz!
Bu söz doğrudan bir Suriyeli'den duyduğumuz değerlendirme değil ama, davranışlardan, en azından Türkiye'ye yönelik 21. yüzyılın eşiğindeki tutumdan görünen bu.
Suriye konusunun buraya kadar olan bölümü, Türkiye'yi doğrudan ilgilendirenler. Bir de dolaylı ilgilendirenler var.
Bunların üstüne şu geldi:
Amerikan yönetiminin çizdiği yeni bölge haritaları!
Bütün bu karmaşanın karşısında da Suriye'nin iç dengeleri, Suriye yönetimi var...
Öyle bir iç denge ki; yönetimde etkin olan kesim ülke nüfusunun yüzde 20'yi bulmayan bir kesimini içeriyor. Ve o yönetim öyle bir iç denge kurmuş ki, Muaviye'den beri en uzun süreli Suriye yönetimini oluşturmuş.
Esad yönetiminden söz ediyoruz!
Esad yönetimi iç-dış dengelerin ortasını bulmaya çalışırken bütün komşularını karşısına almış... Arap dünyasının lideri olmak için çırpınırken labirentlerde kaybolmuş... Dünya kutupları arasında yer edinirken bağlantısız taraf olmaya çalışmış!
Bu durum bende şu ikilemi çağrıştırdı:
Suriye... Şam piyon mu?
Suriye şampiyon mu?
Her iki anlatımın da kendi içinde gerçekleri var.
Şam, bölgesel, küresel konuların öylesine göbeğine konmuş ve bundan öylesine zarar görmüş ki, insanın sorası geliyor:
Şam piyon mu?
Yerine göre Suriye Arap dünyasında öylesine belirleyici rol üstlenmiş ki, insanın durası ve sorası geliyor:
Suriye şampiyon mu?
Bu kelime oyunlarını yeri geldikçe-gelmedikçe kitabın içinde de yaptık. Kimi okurlar, bunun çok akılda kalıcı bir yöntem olduğunu düşünüyor, kimileri de ciddi konuların ağırlığını azalttığı görüşünde.
Her iki görüş de kabulümüz.
Suriye'nin Türkiye ile ilgili sorunlarına, konularına yaklaşırken arkamıza bakıp ne olduğunu aktardık, önümüze bakıp ne yapmak gerektiğini düşündük.
Konuları aktarırken iki yaklaşımı benimsedik:
- Elimizdeki belgeleri, bilgileri, raporları özetleyerek, özüne dokunmadan aktarmak.
- Bilgileri, belgeleri kendi gözlemlerimizle harmanlayıp durumu aktarmak.
Bu anlamda kitabın adını da klasik koyduk:
Suriye Raporu!
Yeri gelmişken hakkını hemen teslim edelim ki, kitapta yer alan raporlar farklı zamanlarda değişik nedenlerle hazırlanmış; pek çok kişinin emeği geçmiş. Hepsinin eline, beynine, emeğine sağlık diyoruz.
Bu kitap daha önceki İran Raporu kitabımızın da belgesel ve bölgesel tamamlayıcısı olabilir.
Bir devlet dini temel referans alıp, dinsel ayrımları nasıl yok sayabilir?
Çok zor...
Bir devlet bütün komşularıyla kavgalı ve onlardan alacaklı olduğunu düşünüp, nasıl sağlıklı komşular edinebilir?
Çok zor...
Bir devlet, sürekli tarihteki en geniş sınırlarını doğal sınır olarak kabul edip, bugüne ve geleceğe nasıl bakabilir?
Çok zor...
Bir devlet, çağın küresel devleti tarafından terörist ilan edilip, devletler hukuku çerçevesinde dünyadaki yerini nasıl alabilir?
Çok zor...
Bu ülkenin adı Suriye!
Yukarıda aktardığımız lirik anlatımın derin tarafları var. Bunları bölüm bölüm kitabın içinde bulacaksınız.
Bütün bu denklemlerin ortasında elbet Esad yönetimi ve Baas Partisi'nin dışarıdan çözümlemesi zor iktidarı var.
Özetlemek gerekirse kitapta sözcük oyununa girdik ama, anlatım oyununa girmedik. Suriye'yi 21. yüzyılın nesnel gerçekleri çerçevesinde aktarmaya çalıştık. Kaldı ki, kitabın önemli bir dilimi ciddi raporlara ve tarihsel verilere dayanıyor.
Yeryüzünde hiçbir ülke yok ki, komşularıyla çok kötü olup içi çok iyi olsun!
Bu saptama herkes için geçerli. Dünyanın en güçlü devleti bile komşularıyla iyi geçinmeyi, en azından onları karşısına almamayı temel bir siyaset olarak benimsiyor.
Bu kitabı şöyle bir iklimde kaleme aldık:
- Irak'ta Amerikan işgalinin 3. yılı dolmuş. Bu zaman diliminde yaşamını yitiren Iraklı sayısı uluslararası raporlara göre 600 bini geçmiş. Amerika'nın buradan çıkmaya niyeti yok.
- Irak'tan sonra sıranın hangi ülkede olduğu sorusunun çengeli Suriye ile Iran arasında gidip geliyor.
- Suriye'de Baba Hafız Esad'ın 10 Haziran 2000'de ölümünün ardından yönetime gelen oğul Beşar Esad acemilik dönemini atlatmaya çalışıyor.
- Amerika'nın Suriye'de Esad yönetimini indirmesi halinde terörü tam anlamıyla yöntem olarak benimsemiş Müslüman Kardeşler örgütü pusuda bekliyor.
- İsrail'in Temmuz 2006'da Lübnan'a yönelik saldırısından sonra oluşan karmaşanın ördüğü yumak BM'nin kucağına atılmış. Amerikan yönetiminin dayatmaları karşısında BM'nin açılımı 'Bush-laşmış Milletler'e dönmüş.
- Suriye, kendisine ait topraklar olarak düşündüğü için Lübnan'a büyükelçilik açmayı dahi reddetmiş. Lübnan'ı öylesine kendisinden sayıyor ve yabancı güçlere görünürde ses çıkarmasa bile karşı çıkıyor.
- Türkiye'nin Avrupa Birliği ile müzakereli ilişkileri sürerken, hazırlanan raporlarda ilk kez 2005'te Dicle ve Fırat suları da gündeme getiriliyor ve uluslararası yönetimden söz ediliyor.
- Amerikan Silahlı Kuvvetler Dergisinde yayımlanan yeni Ortadoğu haritalarında Türkiye küçüldüğü gibi bundan Suriye de fazlasıyla payını alıyor.
***
Kitabın okura ulaşmasından sonra elbette beklenmeyen değişiklikler yaşanabilir. Aslında bu coğrafyada beklenmedik gelişme sözcüğüne yer yok. Her an her şey olabilir.
Falih Rıfkı Atay'ın Zeytindağı kitabından aktardığımız kimi bölümleri okuyunca, neyi vurgulamak istediğimiz daha kolay anlaşılacak.
Hani şöyle bir deyiş vardır:
Yeryüzünde hiçbir söz yoktur ki, ilk kez söylenmiş olsun!
Bunu Ortadoğu'ya da uyarlayabiliriz:
Ortadoğu'daki hiçbir gelişme yoktur ki, ilk kez yaşanmış olsun.
Bu nedenle geçmişte yaşanan olayların bugüne ve geleceğe de ışık tutabileceğini düşünüyoruz.
Yeryüzünde hiçbir ülkenin piyonlukla şampiyonluk arasında gidip gelmemesini diliyoruz!
Mustafa Balbay
Ankara, Ekim 2006
MUSTAFA BALBAY
SURİYE RAPORU
Suriye 750 kilometre ile en uzun sınırımızın olduğu ülke. Bunun 510 kilometresi mayınlı! İki ülke ilişkileri arasındaki mayınlı alan miktarı da az sayılmaz. Su paylaşımından teröre, Hatay sorunundan Suriye’deki Türklere kadar bir dizi tartışma konusu…
Suriye’nin İsrail ve ABD ile yaşadığı sorunlar Lübnan’da demlenip kana bulandı. Ülkede her şeye hakim Baas rejimi, Arap dünyasında liderlik hayallerini diri tutuyor. Arap dünyasında şampiyonluk yarışı bırakmayan Suriye’nin geldiği noktaya bakınca, “bu ülke şampiyon mu yoksa Şam piyon mu” diye sormadan edemiyoruz.
Suriye Raporu’nda sözünü ettiğimiz tüm konularla ilgili bilgiler, belgeler ve adı üstünde raporlar bulacaksınız.