| |
|
|
Ek Bilgiler:
Kategori: İnceleme
Baskı: 4. baskı
Sayfa: 192
ISBN: 975-6747-94-3
|
|
|
|
(Alışverişiniz güvence altında)
|
|
Sabiha Sertel bu yapıtında büyük şairimiz Tevfik Fikret’i yaşadığı dönemin toplumsal koşulları çerçevesi içinde ele alıyor. Bir şair olduğu kadar bir ideolog olan Fikret’i Osmanlı toplumunun tarihi evrimi içinde inceliyor. Mutlakiyet döneminde, Sultan’ın keyfi idaresine, baskı ve zulme karşı isyan eden özgürlük şairini; sosyal eşitsizliği, halkın ızdırap ve sefaletini kınayan Fikret’i tanıyoruz.
İÇİNDEKİLER
- SUNUŞ
- Bu Kitabı Niçin Yazdım?
- I. FİKRET'İN YAŞADIĞI DÖNEM
- Osmanlı İmparatorluğu'nun Çöküşü
- Mutlakiyet Döneminde Fikret
- Fikret'in Saltanatla Savaşımı
- Meşrutiyet'in İlk Döneminde Fikret
- Meşrutiyet'in İkinci Döneminde Fikret
- Cumhuriyet Döneminde Fikret
- II.FİKRET'İN İDEOLOJİSİ
- Fikret'in İdeolojisinde Etken Olan Etkiler
- Fikret Sosyalist midir?
- Fikret'in Tarihi Görüşü
- Fikret'in Devrimciliği
- Fikret'in İnsancıllığı (Hümanizmi)
- III. FİKRET'İN FELSEFESİ
- Fikret Materyalist midir?
- Fikret'in Felsefi Görüşü
- Mehmet Ali Ayni, Peyami Safa ve Fikret
- SON SÖZ
SUNUŞ
Bu yapıtın ilk baskısı 1945'te İstanbul'da yapıldı. Yazarın sağlığında yapılan son baskı ise Bakû'da gerçekleşti. O vakit, annem Sabiha Sertel, kitabın başlığını değiştirmeyi uygun gördü. 1960'lı yıllarda Azerbaycan'da yapılan bu baskıya, İlericilik-Gericilik Kavgasında Tevfik Fikret adını verdi. Bu nedenle, bu baskıyı da, bu başlık altında çıkarıyoruz. 1957'de Sofya'da yapılan baskısında ise yazarın şu notunu görüyoruz:
"1945'te yazdığım Tevfik Fikret kitabının Sofya'da yapılan ikinci baskısında, kitapta bazı değişikliklere lüzum gördüm. Bunlardan birincisi dil meselesidir. Esere tekrar göz attığım zaman, Türk gençleri için yazdığım bu eserde, dilin onların anlamakta zorluk çekecekleri bir dil olduğunu gördüm. Dili mümkün olduğu kadar sadeleştirmeye çalıştım. İkincisi, bu ikinci baskı münasebetiyle, o zaman yazamadığım bazı fikirleri ilave ile bazı değişiklikler yaptım."
Bu kitabı baskıya hazırlarken, Sofya baskısını esas aldık. Ancak, dilini sadeleştirmek için her ne kadar Sabiha Sertel gayret gösterdiyse de, dil bugünün gençlerinin anlayamayacağı nitelikteydi. Bu nedenle dili, adeta Osmanlıcadan Türkçeye çevirdik. Bu çalışmada Sayın Vedat Günyol'un büyük yardımını gördük. Ne yazık ki, bu değerli yazarımızı artık kaybetmiş bulunuyoruz. Ona teşekkür borçluyuz. Bu haliyle kitabın kolaylıkla anlaşılacağını ve zevkle okunacağını düşünüyorum.
Doç. Dr. Yıldız Sertel İstanbul
Nisan 2006
BU KİTABI NİÇİN YAZDIM?
1940 yılında Yeni Sabah gazetesinde çıkan bir ankette bir kısım yazarlar, şair Tevfik Fikret'e çok çirkin ve anlamsız saldırılar yapmışlardı. Bu saldırıların içerisinde gericiliğin kokusu olduğu gibi, siyasal bir ideolojinin, faşizmin izleri de vardı. Bu birleşmiş gericiliğe karşı, şair Tevfik Fikret'in kişiliğinde ileri düşüncelere, vicdan özgürlüğüne, düşünce özgürlüğüne yapılan saldırılara Tan gazetesinde "Kundakçı", "Fikret'i bir gericilik bayrağı mı yapmak istiyorlar?" ve "Gençlik ve Fikret" yazılarıyla yanıt verdim. Bu yazılar Yeni Sabah gazetesini aleyhimde bir davaya götürdü. Bu dava beni Fikret'e değişik zamanlarda yapılan saldırıları, Fikret'in değişik ideolojisini ve felsefesini, Fikret'in içinde yaşadığı dönemi araştırmaya zorladı.
Gördüm ki Tevfik Fikret Türkiye' nin yalnız edebi yaşamında yenilik yapan bir adam değil, düşünce ve felsefede de devrinin ideolojisi üstünde bir düşünüş tarzına sahip bir şairdir. 1908 devrimini büyük bir coşkuyla alkışlayan Fikret, yapılan reformun geniş halk yığınlarının kalkınması, ülkenin ekonomik, sosyal, siyasi kurtuluşu üzerinde olumlu bir rol oynamadığını görünce, toplumu ve bunun yöneticilerini insafsızca eleştirmiştir. Bu dönemde 1908 reformunun liderlik rolünü oynayan İttihat ve Terakki Partisi'nin kışkırttığı bir saldırıya uğramıştır. Bütünüyle politik içerikte olan bu saldırı, devrimci olduğunu ileri süren bir kadronun, kendi yanılgılarını gizlemek için serbest düşünceye, serbest eleştiriye karşı yaptığı bir baskının, bir tutuculuğun dile gelmesidir.
Bu ilk saldırı 1914 Savaşı'nın arifesinde, halk yığınlarının Türkçülük, milliyetçilik akımlarıyla Almanya'nın koltuğu altında bir savaşa hazırlandığı döneme rastlar. Fikret savaşa karşıydı. Fikret, din, ırk, cins, milliyet farklarıyla insanlar arasında çelişkiler, kin ve nefret doğmasının karşısındaydı. O bütün insanlara eşit insanlık ve vatandaşlık hakları veren bir toplum yanlısıydı. Hiç kuşku yok ki, bu ideoloji, yıkılmakta olan bir imparatorluğu kurtarmayı ancak Almanya ile birlikte girişeceği bir savaştan bekleyen, kendisine daha geniş topraklar sağlamayı düşünen yönetici sınıfın çıkarlarına karşıydı.
Tevfik Fikret gibi, kendi kuşağını ve ondan ötesini bu insani düşüncelerle etki altında bırakacak güçlü bir şairin eleştirileri, yönetici kadronun ihmal edeceği önemsiz bir olay değildi. Siyasi bir kaynaktan hız alan Türkçülük ve milliyetçilik akımlarının bayrağını taşıyan bu zümre, aldıkları telkin ile Fikret'in ideolojisine saldırıya geçtiler. Bu dönemde bu akımların en büyük merkezi Türk Ocağı'ydı. Bu kurum İttihat ve Terakki Partisi'nin kanatları altında yaşıyor, İttihat ve Terakki'nin politikasını, kültür alanında güçlendirmeye çalışıyordu. Fikret bunların saldırısına uğradı. Bundan başka Kafkasya'dan, Rusya'nın kuzeyinden Türk Yurdu ve Türk Derneği gibi milliyetçilik akımını güden bazı Kuzey Rusyalı ve Kafkasyalı aydınlar da Fikret'in bu insani düşüncelerini eleştirdiler. Çünkü Kafkasya'da, Azerbaycan'da özerk bir devlet kurmak isteyen, sırf siyasi bir nedenle, bu kültür ve ideoloji savaşımına girişen bu Kafkasyalı Türkler bir siyasi davada Türkiye'yi bir araç olarak kullanmak istiyorlardı. Bu Kafkasyalı Türklerin Fikret'e yaptıkları saldırılarda bir siyasi dava gizliydi.
Bunlar Fikret'i milliyetsizlikle ve vatansızlıkla suçladılar. Fikret bağımsız bir Türkiye içinde birbirine eşit vatandaşlardan ve milletlerden oluşan bir topluluğun taraftarıydı. Fikret'in milliyetçiliği iktisadi, siyasi bir maske taşımıyordu. O, milletini ve vatanını seviyor, ama ekonomik ve siyasi çıkarlar nedeniyle insanlar ve milletler arasına kin sokan milliyetçilik ve Türkçülük gibi akımlara karşı duruyordu. Fikret'in bu insancıl cephesini anlamak istemediler.
Bunlar da Fikret davasının bir edebiyat davası değil, politik nedenlerle saldırıya uğrayan bir ideoloji davası olduğunu gösteren kanıtlardır.
Fikret "Tarih-i Kadim" şiirini yazdıktan sonra şair Mehmet Akif'in ve din felsefesini ellerinde bir bayrak gibi tutan hocaların saldırısına uğradı. Bunlar Fikret'in insani ideolojisine değil, varlıkla bilinç arasındaki ilişkileri saptayan felsefi düşüncelerine saldırdılar. Fikret'in Robert Kolej'de öğretmenlik yapmasını milliyetsizlik, dinsizlik olarak gördükleri gibi, doğanın üstünde bir güç, maddenin hareketini yöneten bir ruh, bir "Ruh-ül Kâinat" tanımayan felsefesini, gericiliğin en azgın saldırılarıyla hırpalamaya çalıştılar.
Bu doğrudan doğruya imparatorluğun içinde çarpışan ileri düşünce ile düşünceye karşı her türlü baskıyı, vicdan özgürlüğüne karşı hakaret ve tezyifi (küçümseme yoluyla alaya alma) silah olarak kullanan gericilik arasında bir savaşımdı. Bu da Fikret davasının dinle felsefe, dogma ile bilim arasında bir çarpışma olduğunu gösterir. Üniversite eski profesörlerinden Mehmet Ali Ayni'nin hocaların esiniyle yazdığı Reybilik, Bedbinlik, Lâilâhilik kitabı da Fikret'i bu felsefi düşünceleri açısından eleştirmek üzere ortaya salındı.
Ama Fikret ülkenin sevdiği, temiz, dürüst karakterine herkesin saygı duyduğu bir şairdi. Hatta bir zamanlar kendisine saldıran Türk Ocağı bile ölümünden sonra büyük bir tören yaptı. Lehinde birçok eserler yayımladılar. Fikret'in ileri düşüncelerinden esin alan bir kuşak, karanlığın içinde kendilerine bilimin, serbest düşüncenin, ahlakın ve insanları sevmenin ışığını tutan şairin Bebek'teki evini, "Aşiyan"ını bu saygıları sunmak için bir ziyaret evi yaptılar. Hatta cumhuriyet döneminde belediye bu evi müze yapmak üzere satın almakla, bu şaire karşı ülkenin beslediği saygıyı dile getirmeye çalıştı.
Fikret yaşamında uğradığı saldırılardan sonra, ölümünde Dr. Rıza Tevfik'in Türk Ocağı'nda verdiği bir konferans dolayısıyla yeniden yeniden saldırılarla karşılaştı. Dr. Rıza Tevfik bu konferansta Fikret'in dindarlığını kanıtlamaya çalıştı. Din felsefesinin, gericiliğin uyarıcısı, daha doğrusu aldatıcı rolünü oynayan Sebil-ür Reşat dergisi, bu münasebetle çıkardığı küçük bir broşürde Ahmet Naim Hoca'nın imzasıyla tekrar Fikret'in felsefi düşüncelerine saldırdı. Eğer Tevfik Fikret mezardan başını kaldırabilseydi, Naim Hoca'dan daha kuvvetle o, Rıza Tevfik'e saldıracaktı. Çünkü Fikret ideolojisini, felsefesini kara gücün bütün saldırıları karşısında hiçbir zaman değiştirmeye ve açıklamaya çalışmadı. Onun böyle bir savunmaya gereksinimi yoktu. O, Mehmet Akif'in Robert Kolej 'de öğretmenlik yaptığı için kendisine "zangoç" demesine karşılık yazdığı yanıtta, bunu korkmadan, yılmadan tekrarlamaktan çekinmedi. Çünkü Fikret felsefi düşüncelerinde, ideolojisinde toplumun, gericiliğin bütün saldırılarına karşı, duyduğunu ve inandığını korkmadan söyleyen, döneminin sayılı adamlarından biri ve belki de birincisiydi. O sadece acı çeken yığınlara sonsuz bir acımayla titreyen kalbinin, cehalet, hırs ve çıkar kaygısıyla gerçeği, gerçekleri gözden saklayanlara karşı kafasının esinlerini, saltanata, gericiliğe karşı korkusuz haykıran insancıl bir şair olarak yaşadı ve öylece öldü. Rıza Tevfik'in Fikret'in dindarlığını kanıtlamaya çalışması da, kara güç karşısında duyduğu baskının ve korkunun bir ifadesidir.
Bu zamana kadar Fikret'e yapılan saldırıların iki kaynaktan geldiğini görüyoruz. Birincisi, ırkçılık, Türkçülük gibi ekonomik, siyasi bir politika izleyen, bu nedenle insancıl düşüncelere düşman olan belirli bir zümre tarafından, ikincisi de ülkede her türlü yenilik hamlelerine, düşünce ve vicdan özgürlüğüne düşman olan gericilik kaynağından gelmiştir.
Fikret, üçüncü saldırıya 1940 yılında, yani anayasa ile vicdan özgürlüğünü kayıtsız şartsız kabul eden, dinle devleti ayıran felsefi-bi-limsel düşünceleri dinin baskısından kurtaran laik, devrimci Türk Cumhuriyeti döneminde uğradı. Bu kez saldırıya geçenler de Kayzer Almanyası'nın ırkçılık teziyle izlediği Doğu siyasetinin mirasçısı olan, ırkçı-faşist ideolojisinden esinlenen, ülkede ölmüş bulunan Türkçülük akımını diriltmeye çalışan bir zümre oldu. Yeni Sabah gazetesinde "Fikret'in eserlerini yakmalıdır" başlığı altında yazı yazan ve Kâmuran Demir takma adını kullanan sağ görüşlü yazarlardan sonra, sahneye Sebil-ür Reşat'ın sahibi Eşref Edip çıktı. O da Fikret'in eserlerini yakmanın gerekliliğini, Fikret'in milliyetsiz ve dinsiz bir Marksist olduğunu ileri sürdü. İrkçı Türkçülerle gericilik, boş buldukları meydanda sarılıp öpüştüler.
1914 Savaşı'nın arifesinde Türkçülük akımını bir maske olarak kullanan, Türkiye'yi Almanya'nın yayılımcı emelleri yanında savaşa sokan, bu fırsattan yararlanarak kuracakları Türk imparatorluğunda kendileri için büyük mevkiler hayal eden, bu emel peşinde Türk ulusunu bir maceraya sürükleyenlerle, bu savaş arifesinde ve 1939-40 savaşının içinde yine faşizm kaynaklarından esinlenenlerin yaptığı saldın arasında bir ilişki aranırsa, bunun hiç de rastlantısal bir olay olmadığı anlaşılır.
Belli bir ideolojinin kendine karşı olan ideolojiye saldırısı için, savaş dönemleri en uygun zamandır. Bu dönemde politika, zaferini sağlamak için karşı ideolojinin kahramanlarını iftiralarla teşhir silahına başvurur. Gericilik en büyük müttefikidir. Gerekirse ölüler mezardan çıkartılır, düşünceleri bir daha süzgeçten geçirilir; bu gizli siperden ileri düşüncelere savaş açılır. İşte Tevfik Fikret de, bu gericilik ideolojisini, faşizm ideolojisini savunmak ve devrimi çürütmek için bir araç sayılarak ölümünden 24 yıl sonra durup dururken sahneye çıkarıldı. Gericilik okları çürümüş kemiklerine fırlatıldı. Türk gençleri "Fikretçiler" ve "Akifçiler" diye iki gruba ayrıldılar. Birbirleriyle tartışmalara ve savaşımlara giriştiler. Milliyet, Türkçülük maskesi altında gericiliği koruyanlar Akif'i; Fikret'in özgür düşüncesini, insancıl görüşünü, devrimciliğini benimseyenler Fikret'i temsil eder oldular. Atatürk devrimini ve ideolojisini benimseyen birçok genç, Türkçülüğün, bu faşizm ve gericilik tuzağının içine düşürüldü. Bu da Fikret-Akif adını alan bu kavganın, Türkiye'de bir yüzyıldan fazla zamandan beri devam eden düşünce akımları, ideoloji ve felsefe savaşımları içinde iki akımı, iki karşıtlığı ifade eden bir dava olduğunu gösterir. Bu davanın içinde, Doğu uygarlığına bağlanmak isteyen gericilerle, Batılılaşmak isteyen bir zümrenin savaşımı, Türkiye'yi ırkçılık ve milliyetçilik akımlarıyla Alman militarizmine ve bugün de faşizme bağlamak isteyenlerle, özgür ve demokratik bir Türkiye'nin davasını güdenlerin savaşımı vardır.
Ben bu davaya rastlantıyla karışmış oldum. Ama catastrophique bir rastlantıyla değil, önceden bu davanın dile getirdiği büyük önemi bilmeden karıştım. Mahkemede davamı savunmak için yaptığım araştırmalar sırasında bu davanın ülke ölçüsünde bir ideoloji ve felsefe çatışması olduğunu anladım. Mahkemedeki savunmamı(1) bir broşürle yayımladığım zaman, Türk gençlerine bu davayı anlatmanın yararlı olacağını yazdım. Bunu yapmaya çalışacağıma söz verdim.
İşte bu kitabı, verdiğim sözü tutmak, açıklanması gerekli bir davayı incelemek için yayımlıyorum. Bu nedenle Fikret'in edebi değerleri, edebi kişiliği üzerinde durmadım. Bu, edebiyatçılara düşen bir iştir. Ben sadece Fikret'in yaşadığı dönemi, ideolojisini ve felsefesini çözümlemeye çalıştım.
Sabiha Sertel
1945
(1) Fikret-Akif Kavgası, Ahmet Halit Kitabevi'nde yayımlanmıştır.
SABİHA SERTEL
İlericilik-Gericilik Kavgasında TEVFİK FİKRET
Sabiha Sertel bu yapıtında büyük şairimiz Tevfik Fikret’i yaşadığı dönemin toplumsal koşulları çerçevesi içinde ele alıyor. Bir şair olduğu kadar bir ideolog olan Fikret’i Osmanlı toplumunun tarihi evrimi içinde inceliyor. Mutlakiyet döneminde, Sultan’ın keyfi idaresine, baskı ve zulme karşı isyan eden özgürlük şairini; sosyal eşitsizliği, halkın ızdırap ve sefaletini kınayan Fikret’i tanıyoruz. 1908 Meşrutiyet döneminde, ilerici, yenilikçi, devrimci Fikret’i, tutuculuğa, dar milliyetçiliğe, ırkçılığa karşı çıkan insancıl şairi görüyoruz. Bu yapıtın önemi, tarihin değişik dönemlerinde gericilerin saldırısına uğrayan Fikret’in ideolojisini ve felsefesini, ilericilik ve gericilik kavgası zemini üzerine vermesidir. En son 2. Dünya Savaşı sırasında, nazizmi savunan ırkçıların, Sebil-ül Reşatçıların Fikret’in yapıtlarını yakmaya kalkmaları, bu kitabın yazılmasına sebep olmuştur.
Sabiha Sertel’in bu bilimsel yapıtı bize, Fikret’in bütün dönemlerde gerçekçi felsefesinden güç alarak yaşadığını ve yaşayacağını gösteriyor.
“Toprak vatanım, nev-i beşer milletim. İnsan
İnsan olur ancak buna iz’anla inandım.
Şeytan da biz, cin de, ne şeytan ne melek var
Dünya dönecek cennete, insanla inandım.”
|
|
| DÜŞLERDEKİ TOPRAK |  | | Düşlerdeki Toprak, Türkiye Cumhuriyeti’nin gündeminde hep var olmuş “bölücü/ayrılıkçı hareket”s... Detaylı Bilgi | 6.50/ YTL | |
|
|  | | BATI VE LAİKLİK Küresel Çağda İslam-1 |  | | Küreselleşmenin öteki adı "ABD hegemonyası" olarak karşımıza çıktığında, Müslüman ve Hıristiyan toplumların tarih... Detaylı Bilgi | 7.80/ YTL | |
|
|
YENİ MANDACILAR Alev Coşkun |  | | Cumhuriyet gazetesinin başyazarı İlhan Selçuk’un “Güzel Amerikalı’nın Mandacılığı” başlıklı yazısı beni “Ma... Detaylı Bilgi | 7.80/ YTL | |
|
|  | KADIN VE TESETTÜR Küresel Çağda İslam-2 Faik Bulut |  | | İslam dünyasında liberal, solcu, demokrat kadınlar; hükümet destekli resmi kuruluşlarda yer alan kadınlar; feminist ideolojiye bağlı ka... Detaylı Bilgi | 7.80/ YTL | |
|
|
PKK'NİN ŞİFRELERİ Siyasallaşan Terör Mehmet Faraç |  | Kronolojik olarak sıralanan bu analizler dikkatle irdelendiğinde, salt PKK’nin bilinmeyenleri değil, örgütle ilgili 7 yıl öncesi... Detaylı Bilgi | 20.00/13.00 | |
|
|  | KADIN VE TESETTÜR Küresel Çağda İslam-2 Faik Bulut |  | İslam dünyasında liberal, solcu, demokrat kadınlar; hükümet destekli resmi kuruluşlarda yer alan kadınlar; feminist ideolojiye bağlı ka... Detaylı Bilgi | 12.00/7.80 | |
|
|
| | Yazar Hakkında | | | Sabiha Sertel |
|
| |