"Geçmişi icat etmek" demiş Aragon... Bir bakıma, kırk-elli yıl sonra anımsanan, yazılan geçmiş, bir uydurma, bir düş, bir 'icat edilmiş zaman parçası' sayılır. Ancak 'geleceğe güzellikler' bırakmak amacı bağışlatır böyle yanılgıları... 'Güzellik' neyi bağışlatmaz ki! Yaratılırsa, benimsetilirse, geleceğe bırakılabilirse!..
ANILARI ELEŞTİRMEK
Anılar eleştirilir mi? Anılar, köpükler gibidir uçtu uçacak. Elle dokunamazsın, üstünde durup düşünemezsin, kusamazsın, karşı çıkamazsın. Anılar, zamanla değişir, renkten renge girer. Anılar, yaşla anlamlarını yitirir. Yirmisindeki bir yaşantı altmışına gelince bambaşka birşey olur. Yazsanız, öylesine uzak bir yaşantı çıkar ki ortaya, tanıyamazsınız. Bir sanat yaratısıdır artık o. Bir öyküdür, bir denemedir, bir roman yaprağıdır. O anıdaki kişi de, ne sizsiniz, ne de başkalarının tanıdığı bir kişi. Bir düş ürünü!..
Ben de yazıyorum, başkaları da yazıyor böyle anıları... Ama ben ille de 'gerçek' budur diye tutturmuyorum. Kimse de tutturamaz zaten? Bellek, garip bir nesnedir. Altı vardır, üstü vardır, istediğini tutar saklar, istemediğini bir yerlere gizler. Kimi zaman da kişi kendine bir geçmiş yaratır. Olmadık şeylerle, olaylarla dolu bir zaman parçası... Yaşamadığını, yaşanmış sayar! Bunun bilinçle yapmaz da, zamanın perdesi arkasında kalanları kendine mal ederek gerçekleştirir. Hani ne der Aragon: "Geçmişi icat ettim geleceğin güzelliğini görmek için. Öylesine...
Bir anı: Babıali caddesinden aşağı iniyorum. İkbal Kitabevi'nin köşesini döner dönmez biriyle çarpışacakken, durakladım. Baktım Yahya Kemal... Karşı karşıyaydık. önceleri de tanışmışlığımız var büyük ozanla. Elimi uzattım, tuttu, sıktı, iki avucu arasına aldı. Gözlerimin içine baka baka "Nazmınız günden güne ilerliyor, çok seviniyorum" dedi. Teşekkür ettim. Ayrıldık, hepsi bu kadar. Bir anı daha... Salâh Birsel'le Haset kitabevinden çıkıyoruz. Yahya Kemal'le karşılaşma... Ellerimizi sıkıp bir şeyler söylüyor. Bu karşılaşmamızdan hiçbir şey anımsamıyorum. Anılardan ilkini daha önce bir iki kez yazdım. Orda burda anlattım da... Yahya Kemal, karşılaştığı her genç adamı "şair" sayardı, doğal olarak, genç değil misin, üstadı tanıyor musunu, öyleyse şairsindir!
İşte anılar size. Belki böyle değildir, belki elimi iki avucuna almamıştır, belki birine benzetmiştir, belki de büsbütün başka bir şey. Ama "Nazmınız günden güne ilerliyor, seviniyorum" dediği kesinlikle doğru... Öyle bir söz ki unutulur gibi değil! Ama bu sözü bana İkbal Kitabevi'nin köşesinde söyledi, Haşet'in önünde değil... Ne var ki sevgili Salâh Birsel "Haney Kimi kurtarır" adlı deneme kitabında başka türlü anlatıyor bunu... Haşet önündeymişiz, ben Yahya Kemal'i görünce, yanına gitmişim, elimi uzatıp 'Ben Oktay' demişim. O da 'Sizin nazmınız son zamanlarda çok gelişti' demiş, ben üzülmüş, şaşırmışım. Birsel de gönlümü almış 'Seni herhalde Oktay Rifat sandı' demiş. Birsel kitabında böyle yazdığı için Mehmed Kemal de Cumhuriyet'te bir yazısında bunu olduğu gibi aktarmış... Şimdi benim başka türlü anımsadığım -ki benimki elbette daha doğru, işin içinde olduğum için en doğrusunu benim bilmem doğal- bu yaşanmış zaman parçaları geçen yıllarla değişip bambaşka anlamlar kazanıyor; daha da kazanacak... İstediğin kadar düzelt, boştur! Yaşantım boyunca benden yaşlı bir ustaya gidip de 'ben falancayım' demiş değilim! Yazılarımı bile mektupla yollardım dergilere, gazetelere... Utangaçlık mı, çekingenlik mi, ne derseniz deyin. Nerde kalmış Yahya Kemal'e yaklaşıp 'Ben Oktay' diyeceğim, o da beni Oktay Rifat sanacak, övecek, bu kez üzüleceğim. Olacak iş mi? Gerçi öğrencilik yıllarımda daha sonra da benim Oktay Rifat sananlar çıkmadı değil! Lisedeyken edebiyat öğretmeni bir kişi 'Garip' şiirlerini benim yazdığımı sanıp, derste veryansın etmişti böyle saçma-sapan şeyler yayımladığım için! Nerdeyse bütünlemeye de bırakacaktı beni Oktay Rifat bildiğinden! 1950 yılında da Orhan - Oktay - Melih, Nâzım Hikmet'i bağışlatma eyleminde açlık grevine giriştikleri zaman Tahsin Demiray, Ankara'da bana rastladığında 'Sen nasıl Nâzım için oruç tutarsın, Hazım beyin torununa yakışır mı? demişti. Her ne kadar 'Ben Oktay Rifat değilim' dediysem de, aldırmamıştı hiç! Oktay Rifat diye beni övenler de çıktı, Fransız ozanı Philippe Soupault Ankara'da tanıştığı şairleri överken 'Oktay Akbal'ın şiirlerini çok beğendim' demiş! Böyle dememiş elbet, ama Hürriyet gazetesi muhabiri herhalde beni tanıyordu Oktay Rifat'ın adını hiç mi hiç bilmiyordu. 'Oktay' diye duyunca, 'bu olsa olsa bizim Oktay Akbal'dır' demiş, öyle de yazmıştı!..
Anıları eleştirmek... Olacak iş mi? Anılar eleştiriye gelir mi? Yanlıştır, doğrudur, şöyledir, böyledir, denebilir mi? Siz nasıl anımsarsanız öyledir onlar... Kimine göre böyle, kimine göre büsbütün değişik. Salâh Birsel de, ben de, Mehmet Kemal de bir takım yaşantılarımızı kendimize göre yazacağız elbet. İşimize nasıl gelirse öyle! Hem bu bilinçli bir eylem de değildir ki, öyle gelir belleğimize, öyle yerleşir. Anılarda kişilik, bencillik çizgisine yücelirse suç kimde? Bir anı daha: 1943 yılında Mehmet Kemal'in 'Birinci Kilometre' adlı kitabı çıkmıştı. O sıralarda yönettiğim 'Servetifunun'
dergisinde 'İki Kişi' imzası altında bu kitaptan söz ettim. O günlerde karşılaştığım Mehmed Kemal bu yazımdan ötürü bana teşekkür de etmişti. Otuz beş yıl sonra bunu anımsamadığını söyledi bir yazısında... Böyledir bellek, işine geleni üst kata, gelmeyeni alt kata koyar! Anımsamak istemediklerimizi yaşamadık sayarız!
"Geçmişi icat etmek" demiş Aragon... Bir bakıma, kırk-elli yıl sonra anımsanan, yazılan geçmiş, bir uydurma, bir düş, bir 'icar edilmiş zaman parçası' sayılır. Ancak 'geleceğe güzellikler' bırakmak amacı bağışlatır böyle yanılgıları... 'Güzellik' neyi bağışlatmaz ki! Yaratılırsa, benimsetilirse, geleceğe bırakılabilirse!..
OKTAY AKBAL
ANI DEĞİL YAŞAM
Anı Değil Yaşam, Oktay Akbal’ın, yılların içinden süzülüp gelmiş anıları. Kendisi “anı değil yaşam” diyor. O renkli yazın ve sanat dünyasından çok genç yaşta tanıklıklar… yaşamalar…yaşantılar. Sevgiler, övgüler, eleştiriler… sıcacık dostluklar, söyleşiler…
Anı gibi gözüken bu izlenimler, gerçekten tam bir yaşamı yansıtıyor, yazın dünyamıza yaşamdan canlı kişilikler armağan ediyor.